Camia’ya Sesleniş (Tam metin)

Başkanımız Ali Koç, FBTV’de Camiaya Sesleniş programında kulübümüzün gündemine dair açıklamalar yaptı. Başkanımızın açıklamaları şöyle:

“Öncelikle televizyon başında bizi takip eden tüm Fenerbahçelilere sevgilerimi, saygılarımı, selamlarımı iletiyorum. Bugün 3-4 dakika geç başladıysak benim kabahatim değil. Bu sefer tam vaktinde hazırdık ancak reklamlara girmek istediler, 3-4 dakika da olsa gecikmeyle karşınızdayız. Güzel bir akşam oldu camiamız için. Kadın Voleybol Takımımız lig maçını 3-0 kazandı. Kadın Basketbol Takımımız da EuroLeague maçını 64-62 kazandı. Maçların akabinde buraya geldik ve bu programı yapacağız. Amacımız da saat 12’yi geçirmeden programı sonuçlandırmak. Öncelikle herkesin yeni yılını kutlamak istiyorum. Tüm Türkiye’nin, tüm Fenerbahçe camiasının. Sağlıklı, başarılı, umut dolu, huzurlu, bereketli, barış dolu bir yılı hem ülkemiz için, hem camiamız için önemle diliyoruz. Sarı lacivert başarıların bol olduğu bir 2019 yılı olsun. Her şeyden önemlisi sağlığımız yerinde olsun. İyiliklerin, güzelliklerin arttığı bir yıl olmasını temenni ediyorum.

TARAFTARLARIMIZ KULÜBÜMÜZÜN YOUTUBE KANALINI TAKİP ETSİN

Programa başlamadan önce Youtube kanalımızda perde arkası bir yayın yaptık. Programa hazırlanışımız yayınlandı. Bunu niye yaptık? Kasım 2018 itibarıyla Fenerbahçe TV yeni yayın dönemine girdi. Şahsen ben çok beğeniyorum. Bunu geliştirerek devam etmek istiyoruz. Bu yayın dönemiyle beraber Youtube kanalımızı da çok daha aktif ve yoğun bir şekilde kullanacağız. Nasıl kullanacağız? Mesela devre arası kampında hiçbir yerde olmayan görüntüleri burada kullandık. AZ Alkmaar maçımızı canlı olarak yayınladık. 1-2 haftada izleyici sayımız 60 bin arttı. İlerleyen dönemlerde hem idmanlarda hem başka alanlarda sadece ve sadece Youtube kanalımızda göreceğimiz içerikler olacak. Belki de transferlerimizi bile ilk olarak Youtube kanalımızdan açıklayacağız. Bunu ifade etmek istedim. Dolayısıyla Fenerbahçeliler, Youtube kanalına yüklenin. Zira sosyal medya değeriniz arttıkça kulübünüzün marka değeri de artıyor demektir. Daha yolun başındayız. Yapacak çok daha fazla işimiz var bu konuyla ilgili. Bunun da Fenerbahçe marka değerini hak ettiği bir şekilde biraz geç kalmış olsak dahi konumlandırmak istiyorum. Burada emeği geçen Fenerbahçe TV ekibini de yürekten kutlamak istiyorum.

Sorulan sorulardan bir tanesi, Camiaya Sesleniş programına neden bu kadar ara verdiniz? Aslında çok fazla bir ara vermedik. Dün akşam yapmayı planladığımız programı bir gün gecikmeli yaptığımız için özür dilerim. Bir göz rahatsızlığından dolayı. Şalazyon adında bir göz rahatsızlığı. Yani sokak tabiriyle bir göz içi arpacığı. Ama daha iyiyiz. O nedenle bugün yapabildik. Bu gecikme için özür dilerim. Bununla beraber bugüne kadar temmuz ayının sonunda ve eylül ayının ortasında Camiaya Sesleniş yaptık. Ekimin 10’unda Özel Gündem adıyla 2 saatlik bir program olmuştu. Aralık ayında yapmayı planladığımız Camiaya Sesleniş programıysa Ersun hocamızın imza töreninden dolayı Ocak ayının başına kalmıştı. Ocak ayının başında yapmayı planladığımız programı da 10-12 gün gecikmeyle yapıyoruz. Burada sistematik bir takvim koymamıştık ama bir iki ay arayla Camiaya Sesleniş programını yapacağımızı ifade etmiştik. Bu rutinde gittiğimize inanıyorum.

6-7 ay dediniz. Ne yaptık, nereden nereye geldik, nelerle uğraştık, futbolda neler yaşadık, niye bu durumdayız? Bunları biraz konuşmamız lazım. Biz göreve geldikten sonra hemen harekete geçtik; hem finansal, hem kurumsal, hem sportif anlamda camiayı daha iyi anlamaya, daha iyi tanımaya… Dışarıdan pek çok şey biliyorduk ama içine girip röntgenini çektiğiniz zaman çok daha bilgi sahibi oluyorsunuz. Dolayısıyla Fenerbahçe çok büyük bir camia. Müthiş bir dinamiği olan yer. Pek çok branşta yarışan, binlerce profesyonel çalışanı olan, pek çok da şirkete sahip olan bir camia. Dolayısıyla bu yapıyı kavramak, finansal ve hukuki açıdan neler olduğunu anlamak şarttı, gerekiyordu, çok önemliydi. Bazıları, ‘Zaten ne durumda olduğunu biliyordunuz’ diyordu. Dışarıdan bilmek başka şey, gelip içeriden anlamak çok daha farklı bir şey. Bir hasta doktora gittiği zaman rahatsızlığını ifade edebilir ama röntgen ya da MR çektiği zaman çok daha fazla bilgiye vakıf oluyorsunuz. Dolayısıyla bizlerin neler beklediğini, neleri önceliklendirmemiz gerektiğiniz anlamamız için bir an evvel yönetime gelmemiz gerekiyordu. Bunu yapmak için de daha evvel ifade ettiğim gibi 2 ayrı firmayla çalıştık. Hem hukuki açıdan hem de mali açıdan son durumu anlamaya çalıştık. Bunu yaparken de ciddi bir mesai harcadık. Hem maddi hem manevi fedakarlıklar da yaptık çünkü bu firmaların çakışmaları hem uzun sürüyor, ciddi insan kaynağı harcıyorlar. Oradan çıktılarımızı da elimizden geldiği kadar camiamıza anlatmaya çalıştık.

Mali ve hukuki konular demişken, hukuki bir konuya girmemiz lazım. Bu hafta da görülen şike kumpası davası hakkında konuşmamızda fayda var. Aslında 2 dava var. Bir bizim kulübümüzün Yargıtay’da olan davası, bir de bize saldıran bize bu kumpası, tuzağı kuran insanlara açılan dava. Bu davanın 8. duruşması pazartesi günü başladı. Tüm hafta sürecek. Bu davanın her aşamasını, her adımını yakinen takip ediyoruz. Hem hukukçularımız hem iletişim ekibimiz takip ediyor. Hem de hukuk işlerinden sorumlu Yönetim Kurulu üyelerimiz takip ediyor. Mümkün oldukça da FB TV üzerinden bu süreci camiamıza iletmeye çalışıyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmeye azami öncelik veriyoruz. Bizim için daha da önemli olan Yargıtay’da bekleyen davamız. Bu süreç maalesef çok uzadı. Bu kadar uzamasına gerek var mıydı? Bilemiyorum. Hukukçu olmayan bir kişi olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nü hem o dönemde bunlar yaşanırken içinde biri olarak, hem de şimdi başkanı olarak bu işin bu kadar uzamış olmasına anlam vermekte ciddi anlamda zorlanıyorum. Bundan fazla söyleyebilecek bir şeyimiz de yok. Sonuçta hukuka güvenmek durumundayız.

3 TEMMUZ KUMPASINA KARŞI DURUŞUMUZ AÇIK VE NETTİR

Tam o anlamda bir tablo oluşmadı, oluşturulmaya çalışılıyor. Şunun bilinmesi lazım ki, Fenerbahçe camiası milyonlara hitap eden bir camia. Binlerce kongre üyesi var. Pek çok konuda görüş ayrılıkları olabilir. Ama bir konu var ki, 7’den 70’e bu camianın her bir evladının her bir ferdinin ortak düşündüğü nokta 3 Temmuz konusunda bize yapılanlar, bizim duruşumuz, bundan sonra yapılması gerekenlerle ilgili. Burada hiçbir şekilde görüş ayrılığı yok. Bize bunu yaşatanlara karşı bu camia dimdik durdu ayakta geçmişte, bundan sonrası için de durmaya devam edecektir. Bugün yönetimde biz oluruz, yarın başkaları olur. Kim olursa olsun, Fenerbahçe camiasını temsil eden, dimdik ayakta duracaktır.  Durmaya da devam edecektir. Ve zamanında Başkanımızın da ifade ettiği gibi aslında Türkiye’de bu konuda dimdik ayakta duran ilk, bu konuda mücadele veren, hiç korkmadan sokaklara dökülen, istisnasız herkesin kabul ettiği bir konu vardır bu da Fenerbahçe camiasıdır.  Bugün atıp tutmak kolay. O günlerde dimdik ayakta durmak hiç kolay değildi. Bizzat yönetici olarak işin içindeydim. Neler yaşadığımızı bir biz biliriz, bir Allah bilir. Dolayısıyla burada Fenerbahçe’nin duruşu aynen devam etmektedir. Ve hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Gücümüz yettiği kadar da sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Şimdi senin değindiğin bu konu aslında talihsiz bir konu. Fitne, fesat, iftira, ne yazık ki ülkemizde yaşam tarzı haline geldi. Bunu çok evvelde söyledim. Bundan muhakkak ders almamız lazım. Biri yalan söylüyor, doğrusunu ispat edene kadar; canınız çıkıyor. Ancak yalana inanılıyor. Doğruyu ispat etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu haftaki duruşmaları Yönetim Kurulumuz adına Alper Pirşen Bey takip etti. Ondan sonrada Fenerbahçe TV’de yarım saatlik programda konuyla ilgili, görüşlerini aktardı. Gelişmeleri aktardı. Olup biteni söyledi ve bu esnada “Bu dava Yargıtay’da bozulsa da umursamayın. Önemli değil” gibi bir cümle kurduğu söyleniyor. 30 dakikalık programda 30 saniyelik bir bölüm cımbızla çekilip, burada  yaratılmak istenen intiba, ‘Bakın işte bu yönetimin  umurunda değil. Davayı Fenerbahçe kaybederse hiç umurlarında değil’. Halbuki öyle bir şey söz konusu olamaz. Bunu yaratmaya çalışıyorlar. Üzülüyorum ama şaşırmıyorum çünkü senin de bildiğin gibi beni seçim sürecinde Fetö’cü yapmaya çalıştılar. 101 kişi beni Fetöcü diye Bimer’e Cimer’e şikayet etti. Zaman zaman da bunlara maruz kalıyoruz. Alper Bey’in anlatmak istediği ‘Aman Fenerbahçe camiası bu dava usulden bozulursa moralinizi bozmayın. Kaybettik psikolojisine girmeyin. Bunun bir hukuki kıymeti harbiyesi yoktur. Tek dezavantajı dava sürecini uzatmaktadır. Esas önemli olan esastan bozulmamasıdır. ‘ Bunu anlatmaya çalışıyor Alper bey. Daha evvelde bizim davamız usulden bozuldu. Yanlış adres gibi konularda usulden bozulabiliyor. Önemli olan esastan ne olacağıdır. Dolayısıyla bizim yönetimimizin bu konudaki duruşunu izah etmek bile bana abesti iştigal gibi geliyor ama görüyorum ki, bazı art niyetli insanlar bunu alıp, iyi niyetli insanları da etkileyecek kadar sosyal medyada işlemeye çalışıyorlar. Bir kısım insanlar etkileniyor diye bunu ifade etmek ihtiyacı durdum. Er ya da geç bu davada bizim hakkımız olan sonuç çıkacaktır. Zerre kadar şüphem yok. Çıkana kadar da bunun peşinde takipçisi olacağız.”

Mali konularda da biz gemiyi yürütebilmek için, kulübümüzün ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ve daha fazla borçlanmamak için, yükümlülükleri de yerine getirebilmek için ilk 7 ayda ciddi bir kaynak yarattık. Sağ olsun taraftarlarımız da bizi yalnız bırakmadılar. Hem Fenerium’larda hem de kombine satışlarında onlar da güçleri yettikçe bize finansal destek olmaya devam ettiler. Kısacası ilk 7 ayda ihtiyacımız olan kaynakları yaratma konusunda gayret gösterdik. Burada da başarılı olduğumuzu düşünüyorum.

Ben şu noktanın üstüne basarak ifade etmek istiyorum çünkü bu çağda sosyal medya diye bir realite var. İster kullanalım ister kullanmayalım hepimiz bunu kabul etmek zorundayız. Burada çok samimi insanlar samimi görüşlerini belirttikleri gibi çok maksatlı, gerçekten uzak, iftira ve fitne dolu pek çok haberi de yayabiliyorlar. Doğal olarak da buna inanan insanlar da çıkabiliyor. Biz buraya geçmişi konuşmaya gelmedik. Enkaz edebiyatı yapmaya da gelmedik. Ama Fenerbahçe’yi umut dolu yarınlara taşıma hedefimizi yerine getirirken de neyi devraldığımızı, Fenerbahçe’nin hangi durumda olduğunun da iyi anlaşılması gerektiğine inandığımız için bu konuya da önem verdik. Niye önem verdik? Çünkü attığımız her adımda camianın her branşı, her profesyoneli, her yöneticisi bu durumdan ister istemez etkileniyor. Dolayısıyla biz bu konuları anlatırken geleceğe doğru da ne hedeflerimizden ne umutlarımızdan ne de varmak istediğimiz noktaya bizi götürecek planlardan vazgeçmedik. Gücümüz yettiği kadar da devam edeceğiz. Zaman zaman hatalı kararlar vermiş olabiliriz. Hatalar olabilir ama hatalarımızdan da dönmeyi bilen insanlarız. Bugüne kadar yaptıklarımız mali ve hukuki açıdan bunlar. Daha fazla da devam etmek istemiyorum.”

COCU ALACAKLARINDAN CİDDİ İNDİRİM YAPARAK AYRILDI

Futbola değinmek istiyorum çünkü futbolda sonuçlar iyi gitmediği zaman yaptığınız diğer konuların hiçbir kıymeti kalmıyor. Özetle başarısız olduk diyebiliriz. Demek durumundayız. Ama birazcık da bunun röntgenini çekmekte fayda var. Buraya sürdürülebilir sportif başarıyı hedefleyerek, öncelik haline getirerek geldik. Fenerbahçe’nin aydınlık geleceği için mali özgürlüğü elinde bulunan, geleceği sağlam temeller üzerine inşa edilmiş bir Fenerbahçe için geldik. Hedefimizi yarım sezonluk futbol sonuçları ne kadar kötü olursa olsun kesinlikle değiştirmeyecektir. Bu camia, bu kongre üyeleri bizi burada layık gördüğü, tuttuğu müddetçe doğru olduğuna inandığımız yolda devam edeceğiz. Şimdi bir felsefeden bahsediyorduk ve bu felsefe çerçevesinde sezon başı planlarımızı yaptık. Neydi bu felsefe? Takımı gençleştirmek, ödenen averaj ücretlerini, maaşlarını indirmek, öyle bir takım inşa etmek ki genellikle gençlerden oluşan ama etrafına 3-4 tane tecrübeli, yaşı ilerlemiş futbolcularla kuvvetlendirmek. Yapıyı oturttuktan sonra da tek tük her sene bir iki transfer yapacağımız bir takım kurabilmekti. Hem sportif açıdan katkı sağlayacak futbolcuları bularak oynatmak transfer etmek hem de bu oyuncuları parlatıp sattığımız zaman da kulübümüze ekonomik değer sağlayacak bir yapı oluşturmak istiyorduk. Bu yapının en önemli ayaklarından biri de teknik direktör. Biz teknik direktör için kriterler belirledik. Phillip Cocu’yu seçmemizdeki kriter neydi? 40-50 yaş arası bir hoca, belli bir başarıyı yakalamış ve yeni bir serüvene, kariyerinde yeni bir adım atmaya hazır bir hoca. A takımda gençleri oynatmış, A takım hocalığı yapmadan önce alt yapı hocalığı yapmış ve bizim vereceğimiz bütçelere uyabilecek bir hocayı takımımıza kazandırmak istiyorduk. Seçildikten sonra bu hamleleri atabileceğimiz zaman geldiğinde elimizdeki listede kalan hocalardan Phillip Cocu’nun doğru bir tercih olduğuna inanarak bunu transfer ettik. Dönüp baktığım zaman bu kararın hatalı olduğunu görüyoruz. Çünkü şöyle baktığınız zaman da Hollandalı hocaların Avrupa ve Türkiye’deki başarılarını daha iyi sorgulayabilirdik. Ama o zaman bizim tam aradığımız profil olarak çıkmıştı. Maalesef hocamız hem ülke şartlarına hem de kulübümüzün şartlarına uyamadı. Uymakta da zorlandı. Gecikti de diyemiyorum çünkü zaman içinde gecikebilirdi. Biz ona o zamanı da verdik, arkasında da durduk ve pek çok kırılma maçımız oldu. Kırılma maçlarında olumsuz sonuçlar almamıza rağmen arkasında durmaya devam ettik; çünkü biz bu sene bir şampiyonluk vadetmiyorduk.  Biz geleceğin takımını kurmanın tohumlarını atmaya ancak bunu yarışmacı bir takımla yapmak istediğimizi söylemiştik. Fakat puan tablosundaki konumumuz kabul edilebilir durumda değildi ve ülkemizin şartlarına da uyamayacağını gördük. Pek çok kırılma maçında da istediğimiz sonuçları alamayınca yollarımızı ayırmaya karar verdik. Şunu ifade etmek istiyorum: Göreceksiniz ki 47 yaşındaki Phillip Cocu, ileride büyük bir takımda bir yerde büyük bir kariyer yapacaktır. Hatta şunu da söylemek istiyorum: Temmuz ayında başka bir konuda Barcelona başkanı ile görüşürken hoca seçiminden dolayı beni tebrik etti. ‘Tanıyor musunuz?’ diye sorduğumda ise şu cevabı verdi: ‘Biz, hoca arayışındayken bizim kısa listemize girmişti. Ancak bugünkü mevcut hocamızı seçtik.’  Cocu bizde olmadı ama inanıyorum ki ileride başarılı olacaktır. Tazminat konusunda da pek çok şey ortaya atıldı. Phillp Cocu, ‘Ocak ayının ortasına kadar Türkiye’de kalabilir miyim?’ dediğinde biz de ‘Tabii ki kalabilirsin’ dedik. O yüzden de acele etmedik ve şartlarda anlaşmıştık. Şartlar gereği 3 yıllık bir tazminat da söz konusu değildi, sadece 1 yıllık tazminat söz konusuydu. Bunun yanı sıra 1-2 aylık da alacağı vardı. Bunların hepsinin totalinden ciddi bir indirim yaptı ve el sıkışarak iyi bir şekilde ayrıldık. Fenerbahçe’ye hizmet eden futbolcuların, teknik direktörlerin ya da kulüpte çalışan profesyonellerin ayrılırken bu şekilde ayrılması gerektiğine inanıyorum. Akabinde ne yaptık? Acele etmedik! Erwin Koeman ile devam ettik. Erwin’e de ayrılırken bir teşekkür plaketi verdik. Neden kendisine teşekkür plaketi verdik?  Çünkü Erwin Koeman, çok sıkıntılı bir dönemde liderliği, vazifeyi ve sorumluluğu almayı kabul etti. Ankaragücü maçının ardından soyunma odasında yanına giderek, ‘Yarın takımı antrenmana çıkartır mısın?’ dediğimde çok rahatlıkla, ‘Hayır, ben Phillip ile geldim ve onunla devam ederim, ayrılırım’ diyebilirdi. Ama maaşında hiçbir değişim olmamasına rağmen 5 hafta boyunca sorumluluk almaktan kaçınmadı. Hakikaten adam gibi adam tabirini hak eden biri. Ayrılırken de kendisine teşekkür ettik, plaket verdik ve çok zor bir zamanda liderlik gösterdiği, sorumluluk aldığı için teşekkürlerimizi kendisine ilettik. Akabinde Ersun hocamızı getirdik. Ersun hocayı nasıl getirdik, niye getirdik? Bu konuda da tenkit ediliyoruz. Ona biraz sonra geleceğim ama getirdik. İyi ki getirmişiz. Çünkü Ersun hocanın sadece saha içinde yapacakları değil, onun kadar saha dışında da yapacakları da çok önemli çünkü bu takım kim ne derse desin bu pozisyonda olacak kalitede bir takım değil. Çok daha yüksek noktada olabilecek. Birazdan detaylarına da gireceğiz.

ERSUN HOCA VE EKİBİNİN SAHA İÇİ KADAR SAHA DIŞI MEZİYETLERİ DE ÇOK KUVVETLİ

Saha içi kadar saha dışında da psikolojik açıdan, Fenerbahçelilik ruhu açısından tekrar canlanmaya ihtiyaç vardı ve Ersun hoca bu işi çok çok iyi yapıyor. Kendisinin ve ekibinin saha içi meziyetleri kadar saha dışı meziyetleri de çok kuvvetli. Çok kısa zamanda apayrı bir hava geldi. İnanıyorum ki ligin ikinci yarısında Fenerbahçemize yakışan oyun anlayışı ve bunun neticesinde sonuçları da alacağımızı düşünüyorum. Bununla beraber Volkan Ballı’yı takım menajeri olarak geri getirdik. Volkan Ballı’yı İdari Menajer olarak herkes bilir. Kendisinin Fenerbahçeliliği ve bu konudaki tecrübeleri çok engindir. Samandıra’ya çok pozitif katkısı olacağına inanıyorum. Bununla da yetinmedik, yönetim kurulumuzdan Sayın Selahattin Baki Beyi yönetim kurulumuzu temsilen bu işlere bakmak üzere atadık. Kendisi Sheiffeld United takımında, çalıştığı patronunun sahip olduğu Sheiffeld United takımında çok ciddi görevler almıştır. İngiliz futbolunu da çok iyi bilir. Genel futbolu iyi bilir. Fenerbahçeliliği konusunu kendisini tanıyanlar bilir. Tamamen tribün çocuğudur, tribünden yetişmedir. İşin iki tarafında da bulunmuştur. O yüzden bu 3 ismin gelmesiyle Damien Comolli’nin işleri hafifledi. Samandıra yönetiminde bu yoğun değişikliklerle yükler paylaşılmış oldu. Damien Comolli’nin işine son veriliyormuş, yetkileri elinden alınıyormuş… Böyle bir şey söz konusu değil. Fenerbahçe’de futbolun tek patronu Sportif Direktördür. Sportif Direktör de bugün Damien Comolli olduğu için patron O’dur. Tek işi A Takım değildir, esas işi geleceği inşa etmektir. Altyapılar, scouting, akademi, tesisler ve bunun gibi pek çok farklı konularda futbolun yapılanması olarak kendisinin daha fazla manevra alanı artmıştır. Zaten zaman zaman kendisine kızdığım konu şuydu; yeterince teknik direktöre ve takıma müdahale etmemesi konusuydu. O da her zaman bundan bir adım geride olmayı tercih etmişti. Gayet de iyi anlıyorum ama artık Ersun hocanın orada olmasıyla beraber böyle bir şeye ihtiyaç yok. Fenerbahçe’de Sportif Direktör kimse, futbolun CEO’su odur.

Dolayısıyla bu değişiklikleri yaptıktan sonra transferlere geleceğiz. Önce geçmiş transferlere gelelim. Biliyorum taraftarlarımız büyük bombalar bekliyorlar ama biz sadece ipuçları verebileceğiz bu akşam. Hiçbir transfer imzalanmadan bizim için bitmiş değildir. En iyi iş de bitmiş iştir. Ersun hocanın imza töreninde transfer felsefemizi ve kimi niçin transfer ettiğimizi ve transfer ettiğimiz oyuncularımızdan beklediğimiz verimi alamadığımızı ama bu oyuncuları transfer ettiğimiz zaman hele yaz aylarında bu imkan ve şartlarla ‘nasıl transfer ettiniz’ diye alkışlandığımızı unutmuyorum. Ama ne hikmetse ve bunun bir kısmını da futbol mantığıyla anlatamayacağım unsurlarla, yaptığımız yatırımların meyvesini istediğimiz şekilde alamadık ve bugünkü tabloyla karşı karşıya kaldık. Demin de ifade ettiğim gibi söz konusu imkanlar. İmkanlarımız demişken biz kısa vadede ihtiyaçları karşılayabilmek için yüksek borçları, faizli borçları ödeyip daha makul seviyelere indirebilmek için bugüne kadar yarattığımız yeni kaynaktan kredi, reklam, sermaye artışı, 115 milyon Euro’luk kaynaktan 1 kuruşunu transfere harcamadık. Biz istemez miydik 40-50-60 milyon Euro transferlere harcayalım, büyük isimler getirelim, herkes mutlu olsun, biz mutlu olalım. Ama bu anlayışla bugünlere geldik. Biz ileriye dönük olarak zaten FFP’den dolayı istesek de ayıramazdık. Gönül isterdi bunu yapabilecek esnekliğe sahip olabilmek ama yoktu. O günlerin imkanları çerçevesinde bazı transferler yaptık. Zaten FFP’yi yok sayıp mali durumu göz ardı edip, şu an taze paramız var deyip bu paraları transfere harcamak Fenerbahçe’ye ihanet olurdu. O yüzden demin de ifade ettiğim transfer politikası felsefesi çerçevesinde yaratılan kaynaktan 1 kuruş para harcamadan sattığımız 3 oyuncudan gelen gelirlerle transferlerimizi yaptık ve bugün de artı bir şekilde yani bugünkü transfere de para harcayabilecek bir konumda cebimize de para kalması şartıyla transferler yaptık. Buradaki felsefe bazı genç oyuncuları almak, bunların da etrafına daha tecrübeli, daha kariyerli oyuncularla kuvvetlendirip geleceğin takımın iskeletini oluşturmaktı. Ersun hocanın basın toplantısında elit oyuncular diye 4 oyuncu saymıştım.

UZUN VADEDE KULÜBÜMÜZÜ FİNANSAL AÇIDAN SAĞLIKLI NOKTAYA GETİRECEĞİZ

Bununla ilgili sosyal medyada elit oyuncu öyle olmaz böyle olur gibi karşılaştırmalar oldu. 6-7 yılın öncesi futbol endüstrisi ile bugünün ki çok çok farklı. O zamanlar Ersun hocanın da ifade ettiği gibi Sow Fransa gol kralı olarak geldi. 10 milyon Euro’ya geldi.  Bugün Fransa gol kralını Türkiye’ye getirin bakalım, kaç paraya getirirsiniz. 14 milyon Euro’ya Guiza, İspanya gol kralı olarak gelmişti. Bugün kaç paraya gelir. Bu rakamlar 4-5 yıl içinde çok yükseldiği için Türkiye’ye ciddi anlamda büyük isimler, katma değer verecek, sakat olmayan isimlerde sayılı. İmkanları, zaman ve zemini de çok iyi anlamakta yarar var. Bizde isterdik tribünlere oynamayı; ama bizim sorumluluğumuz uzun vadede burayı çok daha sağlıklı bir konuma getirmek. Sezon sonu kiralık oyuncularla birlikte 14 oyuncumuzun sözleşmesi bitiyor. Bu avantaj da olabilir, dezavantajda olabilir. Şartlar ne olursa olsun, ilk yarının sonunda 17. sırada bitirmek, attığımız gol sayısı, aldığımız puan, kötü tablonun sorumlusu başta ben ve arkadaşlarım olmak üzere son derece mahcubuz. Ne kadar bu takım bunu hak etmiyor, başka yerlerde olmalıydı, şanssızlık, uğursuzluk, ne derseniz deyin; öz eleştiri yapmak lazım. Gerekli düzenlemeleri ve müdahaleleri yapıyoruz. Yaptığımız yanlışlar da var. Mahcubiyet içindeyiz. Bize üzülenler, takıma üzülenler var. Ne yapsalar olmuyor diyenler var. Sezon başında en kötü senaryoyu çizin deseler kimse bunu çizemezdi.

Bu formanın içine seni beni koy, çıkalım daha fazla puan alır. Daha fazla gol atar. Slimani gibi bir golcünün son 26 şutunun hiç birinin kaleyi tutmaması, beceriksizlikle anlatılacak bir şey değil. Erzurumspor maçında 27. dakikada 6-0 olacak maçı 2-2 bitirip son dakika bilardo tarzı yediğimiz golü hiçbir şey anlatamaz bana. İnşallah bu kara bulutlar da bir şekilde üstümüzden dağılır. Yine de bir suç varsa o suç bizdedir.

Bu kadar kötü oynamamıza, tenkit edilmemize rağmen 4 önemli istatistikte ilk 5’e giriyoruz. Büyük gol fırsatı kaçırma istatistiği kötü bir şekilde de yansıtılabilir ama bunun için gol fırsatı yaratman gerekir. Gol fırsatları da yaratmışız. Hatta bir istatistik daha var. En az gol fırsatı verip, en çok gol yiyen takımız, takımlardan biriyiz. Sonuç ortada. Mahcubuz. İnsan kendini boğulmuş gibi hissediyor. Bir hafta sonunu da rahat geçireyim. Çoluğumla, çocuğumla vakit geçireyim. Kafamda dert olmasın diyorsunuz ama görüyorsunuz ki, üstümüzde bir şey var. Antalyaspor maçı tek kale top oynadık. Orada bazı gollerin girmemesi , top çarpsa girer. Kaçırmak daha zor. Geçmiş sezonlarda çok daha kötü oynadığımız maçlarda, maçlar kazandık. Olmadı mı, olmuyor.  İnşallah Ersun hocamızla yeni motivasyon, enerji ve arzuyla, kaynaşmayla bu engelleri aşacağız. Bizim için bu sezon evet kaybedilmiştir. Kaybedilmiş sezonu da ciddi anlamda kazanca çevirebiliriz. Nasıl kazanca çevirebiliriz. Önümüzdeki sezonun yapılanmasıyla. Önümüzdeki yıl demişken devre arası transfer konusuna girelim.

Fenerbahçe camiasında beklentiler hiçbir zaman kaybolmaz. Her zaman beklentiler vardır. İsterseniz eldeki kadroyu bir konuşalım. Barış, Fenerbahçe’ye yıllarca hizmet edecek, olağanüstü yetenekleri olan bir oyuncumuz. Ama Barış’ın doğru kıvama gelebilmesi için oynaması gerekiyor. Bizde de yeterince oynama şansı bulamıyordu. Hem güçlenmesi hem de oynaması için takas karşılığı Malatya’ya verdik. Bu sadece yarım sezonluk. Bir buçuk sene olduğu söyleniyor. Bonservisini vermedik. Kiraladık ve maaşı karşılığında yaptık bunu. Maaşını da Malatyaspor karşılayacak. Anladığım kadarıyla da Erol Bulut’un çok ilgisini çeken bir oyuncu. Çok daha kuvvetli ve hazır bir şekilde önümüzdeki sezon dönecektir. Ozan Tufan, özel bir vaka. Özel bir yetenek. Allah vergisi. Zaman zaman kilo alıp verse de inanılmaz bir fizik gücü ve dayanıklılığı var. Genç yaşta çok ileri noktalara geldi. Belki de en büyük talihsizlik buydu kendisi açısından. Türkiye’de oyunculara ağabeyler, mentorlar, psikologlar gerekiyor. Ne yazık ki Fenerbahçe’de bu sezonda da geçmiş sezonlarda da verebileceği katkıyı sağlayamadı. Ben de üzülüyorum onun için ve sezon başında onu kadro dışı bırakmak zorunda kalmıştık. Ben ve Sayın Semiz Özsoy,  sezon başında ilk gün kampa gittiğimizde oyuncuları beklerken ilk gelen oyuncu Ozan Tufan’dı. Özel hoca tutmuş, 8 kilo vermiş ve inanılmaz fit bir haldeydi. İnanılmaz arzuluydu ve biz dedik ki, “En büyük transferimiz sensin” ama olmadı. Ama şunu da söylemek istiyorum ki son konuşmamızda kendisine dedim ki, “Sana böyle demiştik ama olmadı. Sana yine inanıyoruz. Sergen Hoca seni çok istiyor. Alanyaspor’dan ve Sergen Hoca’dan yararlan. Ne olur bir daha ki kamp döneminde aklını başına topla. Allah’ın sana verdiği meziyetlerin ve yeteneklerin kıymetini bil. Şükretmeyi bil. Fenerbahçe’ye katkı sağlayacak konuma gel çünkü sen özel yeteneklere sahip birisin.” İnşallah da öyle olacak. Yiğithan da bizim evladımız, çocuğumuz, alt yapıdan gelme oyuncumuz. Çok da iyi bir maç oynarken Spartak Trnava maçında sakatlandı. Kendisini iki buçuk yıllığına bonservisiyle Malatyaspor’a verdik. Her zaman bizim evladımız olacak. Öyle olduğu için de kendisine satın alma opsiyonlu biz tuttuk. Yani Malatyaspor’da sözleşmesi bittiği zaman belli bir bedel karşılığında satın alma opsiyonu Fenerbahçe’dedir. Ona da buradan geçmiş olsun diyorum. İnşallah en kısa zamanda sahalara döner ve bol bol oynar. Bir gün tekrar Fenerbahçe’ye geri döner. Mevcut kadromuza dönelim şimdi. Burada ilk slaytta bütün oyuncularımız var. Carlos Kameni’yi ve Tolga Ciğerci’yi sol altta köşede yıldızla göreceksiniz. Onları da anlatacağım ama elde ne var ne yok, kim kaç yaşında ve sözleşmeleri ne zaman bitiyor görmekte fayda var diye düşünüyorum. Bu kadroda son yılda olan oyunculara baktığımız zaman 11 tane oyuncumuz kontratını sonlandırıyor. Aatıf Chahechouhe’yu affettik. Hocamızın ricası doğrultusunda diğer oyuncularımızda da olduğu gibi. Kendisini isteyen kulüpler var ve Rizespor da en çok isteyen kulüp. Rizespor’a gitmesini uygun gördük ve anlaştık. Fakat biraz üzülüyor ve kızıyorum bu konuya. Ne yazık ki Aatıf henüz Rizespor ile anlaşamadı. Bu yüzden hala bizde ama en kısa zamanda anlaşmasını bekliyoruz. Diğer taraftan baktığımız zaman bütün oyuncularımızla tek tek konuşacağız. Şartlar, zaman ve zemin oluştuğu takdirde kiminle devam edeceğiz kiminle etmeyeceğiz önümüzdeki aylar içerisinde buna karar vereceğiz. Ancak öncelikle şunu söyleyebilirim. Şener Özbayraklı’yı Beşiktaş’a teklif ettiğimiz gibi haberler etrafta dolaşıyor. Fakat Şener’i Beşiktaş’a veya herhangi bir menajere ya da herhangi bir kimseye bilgisi dışında teklif etmedik. İnşallah onunla da önümüzdeki sezon ve ondan sonraki sezonlar için şimdiden sözleşme uzatacağız. Martin Skrtel ile de aynı şekilde. Diğer oyuncularımızın da her biriyle tek tek görüşeceğiz. Kiralık oyuncularımızı da koyduğumuz zaman ciddi anlamda önümüzdeki sezon sözleşmesi biten oyuncular var. Bu kadar çok oyuncunun ayrılacak olması hem fırsat hem de tehlike. Çünkü bu kadar çok oyuncuyla da aynı anda da el sıkışamazsın. Bilhassa da finansal fair play sıkıntıları varsa. Kiralık oyuncularımızdan muhakkak ve muhakkak hocamız Andre Ayew’in kalmasını istiyor. Kalabilir kalamaz bakacağız. Opsiyonlu almamız söz konusu bile değil. Tabii onun geldiği takımın Premier Lig’e çıkıp çıkmayacağı da önem arz ediyor.”

3 YA DA 4 TRANSFER YAPMAK İÇİN GÖRÜŞMELERİMİZ SÜRÜYOR

Biraz daha ilerlersek transfer konusu var. Şu anki tabloda muhtelif yerler göreceksiniz. Buralar devre arasında transferini hedeflediğimiz pozisyonlar. Bilindiği üzere devre arasında transfer yapmak kolay değil. Bilhassa kiralama modeli üzerine odaklanıyorsanız herkes elindeki maçı son dakikaya kadar tutmak istiyor. Yaz transfer döneminde de olduğu gibi. Ancak tabloda mor renk olarak gösterdiğimiz 5 pozisyonun en az 3’üne mümkünse de dördüne oyuncu transfer etmek için görüşmelerimiz, pazarlıklarımız(yabancı ya da Türk) devam etmektedir. Buraya baktığımız zaman Sadık Çiftpınar’ı transfer ettik. Hem hocamızın hem de bizim çok istediğimiz bir isimdi. Benim özellikle istememdeki nedenlerden bir tanesi; çok düzgün bir karaktere sahip ve iyi bir Fenerbahçeli. Karı koca çok iyi Fenerbahçeliler. Tohumdan iyi Fenerbahçeliler. Bizim hayalimizdeki Fenerbahçe’nin de burada sadece kariyer yapacak, sözleşme karşılığında oynayacak oyunculardan ziyade daha fazla miktarda Volkan gibi, Berke gibi, Sadık gibi doğuştan, tohumdan Fenerbahçelilerin, Fenerbahçe’ye hizmet ediyor olmaları. Bir kez daha tabloya dönersek; bugün aslında buradaki tam pozisyonlarını söylemek istemiyorum ama ikisi için bu akşam ve gözümden dolayı bir gün de ertelenince müjdeli haber verebileceğimi düşünüyordum. Açıkçası verebilecek haber de var ama imzalanmadan, en iyi iş bitmiş iştir. İş bitmeden biz bu açıklamaları yapmayacağız. Ama hocamızla mutabık kaldığımız noktalar bunlar. Hocamızın da önceliği orta sahayı güçlendirmek. Orta sahayı güçlendirdiğimiz taktirde gollerin ardı arkasının geleceğine inanıyor. Şunu da söylemek istiyorum: Hocamız Jailson’dan çok memnun, inanılmaz dayanıklı ve güçlü çıktı. Her gün de üzerine koyarak ilerliyor. Bir de bu tabloda Cebrail Akbulut ismini göreceksiniz. Cebrail Akbulut, U21 Takımımızda oynuyordu. Slovakya U21 Milli Takımıyla Antalya’da yaptıkları maçta hocamız çok beğendi ve Cebrail’i önümüzdeki yıllarda değerlendirmek üzere sezon sonuna kadar kadroya alınmasını rica etti. Onun da arzusu doğrultusunda aldık. Erten Ersu’ya bir parantez açmak istiyorum. Erten, çok iyi bir kaleci ve talihsiz bir şekilde devre arası kampında sakatlandı. Bugün de Almanya’da ameliyat oldu ve ameliyatı da çok çok iyi geçti. Onun kontratı 2019’da bitiyor ama onun tedavi süreci ve sağlığına kavuşması 6 ay sürecek. Biz, kendisini bu süreç içerisinde yalnız bırakmayacağız, kontratsız bir futbolcu olarak tedavisini görmeyecek, bizim futbolcumuz olarak tedavisini görecek. İnşallah o da en kısa zamanda sağlığına kavuşur. Buradan bir kez daha geçmiş olsun diliyorum. Carlos Kameni’yi yabancı sayısından dolayı oynatamıyoruz. Tolga Ciğerci içinse ayrı bir parantez açmak istiyorum. Tolga Ciğerci konusunda da tenkit görüyoruz. Tolga Ciğerci, bugüne kadar bir kuruş para ödemediğimiz ve sahalara dönene kadar da ödemeyeceğimiz bir futbolcudur. O halde ‘Neden böyle bir şey yaptınız?’ diyeceksiniz. Bence Tolga Ciğerci, düşündüğümüz gerçekleşirse ki kendisini Amerika’ya dünyanın en iyi ayak doktoruna yolladık ve kendisi 2 ay içinde tamamen sahalara dönecek duruma gelecek. Bu sakatlıklarda şöyle bir durum var; ya kariyeri bitiyor ya da sahaya dönebilir konuma geliyor. Bu oyuncunun bu sıkıntılı döneminde biz kulüp olarak yanında durduk, bize hiçbir maliyeti olmadı ama oyuncuyu sahaya döndürebilirsek inanıyorum ki çok örnek bir hikayeye imza atmış olacağız. Fenerbahçe’ye çok büyük katkıları olacaktır diye inanıyorum ve döneceğini de dönmesini de bekliyorum. Kendi eski takımında oynadığı zaman çok büyük katkısı vardı. Aynı şekilde milli takımda da katkısı oldu. Çok iyi bir altyapısı var, çok azimli ve çok güçlü. Şu haliyle bile pek çok aktif oyuncudan daha fazla idman yapıyor. Diyeceksiniz ki, ‘Nasıl idman yapıyor?’ Bugüne kadar ayağının üstünde çok fazla koşamıyordu ama havuz içinde çalıştı. Aylardır havuz içerisinde çalışmalar yapıyor. Çok dayanıklı ve çok güçlü. Bir an evvel o topun ayağına değmesi gerekiyor. Bugün tenkit edenler inşallah bir gün gelecek ve ‘Fenerbahçe hiçbir mali risk almadan çok önemli bir beyni yeniden Türk futboluna kazandırdı’ diyecek.

(Takımın yaş ortalamasıyla ilgili soru üzerine) Burada önemli olan ortalama yaşın 24,5-25’e gelmesi. Bunu yaparken de Daum döneminde başarılı olduğumuz gibi belki genç oyuncularla etrafını da tecrübeli 3-4 tane oyuncuyla besleyerek ana omurgayı oluşturmak hedefimiz. Hedefimizde 1 gram değişiklik olmamıştır. Hatta bu transfer döneminde belki 30-31 yaşlarında oyuncular da olabilir ama söylemek istediğim, uzun vadedeki transfer anlayışımızda, yapmak istediklerimizde hiçbir değişiklik olmamıştır. Bugün baktığımızda Barış, Ferdi, Jailson, Berke, Sadık hep bu anlayışın uzantılarıdır. Hatta son 6 aylık dönemde biz altyapıdan pek çok genç oyuncumuzla profesyonel sözleşme imzaladık. 2005-2006 sezonunda beri altyapımızdan çıkıp profesyonel sözleşme yapan oyuncuların sayısına baktığınızda en yüksek 2014-2015 sezonunda 6, geçen sezon 5 oyuncuyken bu sezon bugüne kadar 10 oyuncumuz ile profesyonel sözleşme imzaladık. Bunu geleceğin tohumları olarak görüyorum. Bu 10 oyuncunun 2’si, 3’ü meyve verse Fenerbahçe’ye çok büyük katkı. 3’ü, 4’ü başka takımlara satılacak kıvama gelse yine çok büyük katkı. Dolayısıyla sadece Fenerbahçe’de değil Türkiye’nin genelinde gençliğe yatırım yapma, gençliğin önünü açma eğilimi, konuşmaları, yaklaşımları var. 1 senedir Türk futbolunun bu şekilde devam edemeyeceğini ifade ediyordum. Görüyorsunuz ki son dönemde en tepeden en aşağı kadar herkes bizim noktamıza geldiler. O yüzden bizim transfer anlayışımızda bir değişiklik yok. Bazı şeyler hayatta mecburen, bazı şeyleri de tercihen yaparsınız. Hem mecburen hem tercihen hem Fenerbahçe hem Türk futbolu bu değişikliği yapmak zorunda.

Fenerbahçe her daim bir cazibe merkezi olmuştur. En iyi gününde de en kötü gününde de. Fenerbahçe’ye Türk oyuncuların gelmek istemesi hele bu dönemde bence son derece normal. Biz yükümlülüklerimizi en iyi şekilde, gücümüzün yettiği, imkanlarımızın el verdiği şekilde, minimum aksatmalarla yerine getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Zaten yönetimin işi takımın başarılı olmasını sağlayacak şartları, iklimi oluşturmak. Bunlardan bir tanesi de yükümlülükleri yerine getirmek. Zaten o yüzden çok gücüme gidiyor. Biz bu kadar uğraşıp çalışırken, oyuncularımızın hayatlarını kolaylaştırmaya çalışırken onların performanslarının bir şekilde bizi bu noktada tutması insanın çok gücüne gitmiyor değil. Ama bu bir takım işidir. Hepimiz bu tablodan sorumluyuz. Sadece bugünde değil, ileriye dönük olarak da Türk futbolcuların Fenerbahçe’ye gelme arzusu her geçen gün artacaktır. Bunu sadece Türkiye’deki futbolcular olarak düşünmemek lazım. Gurbetteki Türk futbolcular için de aynı şeyi söylemek lazım. Her zaman ifade ediyorum; Yurt dışında çok az Türk vatandaşı olmasına rağmen oransal olarak çıkan futbolcu sayısı çok daha yüksek. 18-19-20 yaşlarında birinci sınıf, en yüksek kalitede olabilecek, şu 2-3 seneyi iyi değerlendirdikleri takdirde, Türk futbolcuları var. Bunları artık Türkiye’ye çekmemiz gerekiyor. Bizim transfer politikamızda bir değişiklik yoktur. Fenerbahçe her dönem bir cazibe merkezi olmuştur. Özellikle bu dönemde de cazibe merkezi olması ve oyuncuların Fenerbahçe’ye gelmek istemesi gayet normaldir. Demin de ifade ettiğim gibi şartlar oluştuğu takdirde takımlarından ayrılmak isteyen oyuncuların bize katılması söz konusudur. Ara dönemde transfer zordur. 1-2 oyuncuya odaklanmamak gerekir. Bizde bugün yaptığımız gibi birden çok alternatiflerle devam etmek zorundayız.

Kadro dışı bıraktınız niye affettiniz? Burada da tenkit görüyoruz. Biz kimseyi hayat boyu cezalandırmak niyetinde değiliz. Affedilmeyecek bir konu yok diyen de benim. Belirli nedenlerden kadro dışı kalmışlardı. Bir kısmı performans, bir kısmı davranış bozukluğu. Uslüp, sorumluluk almama. Ciddiyet eksikliği gibi konular vardı. Bunu yaptık. Ersun hocamız geldi. Kendisine sorduk. Hocam durum budur, istediğiniz şekilde ilerleyebiliriz. Kendisi de bir sıkıntı olmadığı takdirde Ozan’ın Alanyaspor’a gitmesinin uygun olacağını; Ozan’a çok inandığını, kendisiyle de görüştü. Diğer üç oyuncuyu da denemek ve görmek istediğini ifade etti. Bu doğrultuda oyuncularımızı kampa yolladık. Volkan konusu biraz daha farklı. Volkan konusunda nasıl kadroya döneceğini adım adım tarif ettim. Kendisi ya istemedi ya da mesajı almadı. Kendisine olan duygu ve düşüncelerimi de açık açık ifade ettim. Söz konusu Fenerbahçe menfaatleri ise bizde inatlaşma olmaz. Buna rağmen kendisi tarafından bir adım atılmamıştı. Üzüldüğünü biliyordum. Ben de üzülüyordum. Düzeltme yapmak istiyorum.  “495. maçını oynadı, 500’üncü maçını oynamalı diyordum”. Volkanla konuştuğumuzda “Başkanım ben 520 maç oynadım” dedi. Aslında ben burada hata yaptım. Fenerbahçe iletişim kadrosu beni düzeltmemekte hata yaptı. Tüm kamuoyu aslında, hiçbir şeyi araştırmadığımız için ‘ya yanlış söylüyor bu arkadaş 520 maç oynadı’ demedi. O işin esprisi diyelim. Ersun hocamız geldikten sonra Volkan takıma geri dönmek istediğini ifade etti. Bana mesaj yolladı. Beni aradı. Birbirimize ulaşamadık. Hocamızla görüştü, mesaj yolladı. Konuyu hocamızla istişare ettik. O da uygun gördü. Ben de uygun gördüm. Takıma dönmesi için yapması gerekenler belliydi.  Yaptığımız görüşmede niyetini, pişmanlık duyduğunu samimi bir şekilde hissettik. Dedik ki yolu biliyorsun, yaptığın takdirde kapımız açık. Kendisi de takımın parçası olmak istediği için kendine yakışanı yaptı. Bunu yaparken de tenkit edildik. Gözün üstünde kaşın var durumu var. Biraz sonra anlatacağım konularda da niye devamlı eleştiriliyoruz. Niyeti daha iyi anlayacaksınız. Ama Volkan’ın konusunda. Volkan ‘Ne yapayım o zaman’ dedi. Özür dilemek istiyorsan özür dile. Yazılı bir şey mi yapayım dedi biz de karar senin dedik. Yazılı yaparsan pek samimi olmayabilir. Biz sana yazdırmışız gibi gözükebilir. Karar verdi ki bir açıklama yapacak. Açıklama yapacağını da biz kulübün resmi kanallarından açıklamadık. Kendi Twitter hesabından açıkladı ve Volkan açıklama yaparken kendi özgürlük alanıydı. O açıklamaya göre kalıp kalmayacağı belli olacaktı. O açıklamada kalması gerektirmeyecek şartlar oluşmayabilirdi. O açıklamayı da idman sahasında yapmak istedi ve biz de ‘tamam’ dedik. Ancak o gün ağır hava şartları ve yağmur olduğu için apar topar oradaki kantinin içine alındı. Tabii art niyetli insanlar bunu pişirerek sosyal medyada sundular. Oradaki medya mensupları konuya çok duyarlı yaklaşırken orada olmayan medya mensupları işi polemiğe çevirdiler. Halbuki biz orada gidip Fenerbahçe TV’de canlı yayınlayıp bizim kurduğumuz bir ortamda ve iletişim ekibinin olduğu bir ortamda yapsaydı bu sefer de ‘tiyatroya bak, adama zorla özür diletiyorlar’ diyeceklerdi. Ağzınla kuş tutsan da bazen yaranamıyorsun. Özetleyecek olursak, Volkan’ı cezalandırdığımız zaman ‘iyi yapmışsınız, takıma almayın’ diyenler de oldu. ‘Volkan’a bu yapılır mı?’ diyenler de oldu. Volkan’ın bundan sonra takıma dönmesi faydalı olacaktır. Ama Volkan’dan da beklentilerimizi kendisi çok iyi biliyor. O beklentilerimizi de inşallah yerine getirir. Çünkü o beklentimiz kendisinden ilk yarıda da söz konuydu. İstediğimiz şekilde gerçekleşmedi ama şimdi Volkan’dan beklediğimiz, alması gereken çok büyük sorumluluklar var. Alacağına inanıyorum. Tesadüfen de yarın herhalde oynayacaktır diye düşünüyorum çünkü Harun dizlerinden hafif sakat. 15 gün oynayacak durumda değil. Yani bütün tesadüfler üst üste geldi. Volkan’a da hoş geldin diyorum. Dirar’a da hoş geldin diyorum. Aatıf’a da hoş geldin diyorum ama ondan da en kısa zamanda Çaykur Rizespor ile anlaşmasını bekliyorum.

Ben Ersun Hoca ile ilgili net bir şekilde açıkladım. Kabahat ise kabahat dedim. Ne dediğimi bire bir söyledim. Ben Ersun Hoca planlarımda yok demiştim. Kendisiyle uzun vadeli planlar yapamayız demiştim. Demin Cocu ile anlattığım süreci yaşadıktan sonra farklı bir yapılanma ihtiyacı oldu. Cocu ile zor günleri atlatacağımıza inanıyordum. Camiamızın arkasında durması gerektiğine inanıyordum. Durdular ve biz de durduk. Geldiğimiz noktada Cocu’ya full destek olmamıza rağmen bahsettiğim kırılma anlarını onunla aşamadık. O yüzden değişime gitmek zorundaydık. O aşamada bir Türk antrenör olması gerekiyordu. Fenerbahçe ruhu taşıyan bir Türk antrenör olması gerekiyordu ve Ersun Hoca en doğru insandı. Ama bunu da aynı şekilde Ekim ayında şunu da söyledim. Ersun Hoca defterini kapatın derken şunu da belirttim. Ersun Hoca en son şampiyonluğumuzda oynattığı futbolla rahat rahat ayaklarımızı uzatarak maç seyrettiğimizi, keyif aldığımızı ve belki de şampiyonluğa en rahat hatta belki de değil en rahat ulaştığımız sezon olması itibarıyla sahadaki performansından da ne kadar keyif aldığımızı ne kadar beğendiğimi de söyleyen de benim. Dolayısıyla konu saha içi konusu değildi. Benim Ersun Hoca’nın hocalığını, oynattığı futbolu beğenmeme gibi bir durumum söz konusu değildi.  Burada başka unsurlar vardı. Erwin Koeman ile bir süre devam ettik. O arada Semih Bey’in bilhassa liderliğinde, hukuki konularda da Alper Pirşen’in katkılarıyla ilk görüşmeler yapıldı. Sonra sürece ben de dahil oldum. Sürece ben de dahil olduktan sonra kendisiyle oturduk konuştuk. Bu böyle ‘aman hocam hadi gel, yarın imzalayalım’ şeklinde değildi. Bir hafta boyunca istişare ettik. Zaten öyle acele karar verecek insanlar değiliz. Acele karar verseydik ya da sosyal medyanın dolduruşuna gelseydik zaten Ersun Hoca’yı çok öncesinden getirirdik. Ersun Hoca ile kafamızdaki soru işaretlerini, o kendi kafasındaki soru işaretlerini oturduk, konuştuk ve istişare ettik. Gördük ki pek çok konuda hepimiz aynı sayfadayız. Ben şahsen çok memnun ve tatmin oldum. Bu süreci başlattığı için de bilhassa Semih Özsoy’a teşekkür etmek istiyorum; çünkü yönetimimizde de Ersun Hocanın gelmesini isteyen bazı isimler vardı ama bu döneme nasip oldu. Birbirimizin felsefesini anladıktan sonra da benim Ersun Hocayı bilhassa isteme nedenlerimden bir tanesi şudur: Az önce de ifade ettiğim gibi bu takımın sahadan çok saha dışında da ayağa kalkması gerekiyor. Bu takım psikolojisinin düzelmesi, birbirine inanması, kendi özgüvenlerinin geri gelmesi gerekiyordu. Çünkü 7’inci ve 8’inci haftadan sonra müthiş bir özgüven kaybına neden oldu, aldığımız kötü sonuçlar. Yani kamuoyu tatmin olsun diye biz bu değişikliği yapmadık. Tribünlere oynamak adına da bu değişimi yapmadık. Şunu da söylemek istiyorum: Hocamızın bilimsel yaklaşımları, oyun anlayışı, staff’ı yani kadrosu, genç oyunculara verdiği değer, iletişim anlamındaki pozitif yaklaşımı(hem iç iletişim hem de dış iletişim) işte bütün bunların Fenerbahçe’ye çok fayda sağlayacağına inanıyorum. Bunu Ersun Hoca için de fırsat olarak görüyorum. Ersun Hocanın kariyerine baktığınız zaman averajda 16 ay çalışmış. Artık Ersun Hoca Fenerbahçe’de yaşadığı şampiyonluğu ve o çok hayal ettiği 4’üncü yıldızı da Fenerbahçe takmalı ve Fenerbahçe’de çok uzun süre hizmet edebilecek konumda olmalı. İnşallah da olur diye dua ediyorum. Umuyorum ki hep beraber çok güzel günler yaşarız, mutlu oluruz. Çünkü bu aralar mutluluğa çok ihtiyacımız var. Sağlığımız yerinde olduğu müddetçe her şeyle mücadele edebiliriz ama artık bu camianın mutluluğa ihtiyacı var. Tekrar mahcubiyetimi dile getirmek istiyorum. İnşallah Ersun Hocanın liderliğinde takviye yapalım ya da yapmayalım, Ersun Hoca bu takıma inanıyor. Ama takviye de yapacağız. Yapalım ya da yapmayalım hak ettiğimiz yerlere en kısa zamanda geliriz. Daha da önemlisi önümüzdeki senenin şampiyonluğa oynayacak kadrosunun temellerini, oyun anlayışını, birlikteliğini ve beraberliğini, Fenerbahçe ruhunu bugünden, şimdiden aşılamış, kurgulamış, dizayn etmiş oluruz. Ben, çok ümitliyim. Evet, zaman zaman boğuluyoruz gibi bıkkınlık geliyor ama inanın hiçbir şekilde ne motivasyonda ne şevkte ne inançta bir kaybımız yok. Tam tersi içinde bulunduğumuz durum beni ve arkadaşlarımız daha çok kamçılıyor. İnşallah hepimizin daha mutlu olacağı günleri hep beraber yaşayacağız.

 

ÜNİVERSİTE ARAZİSİNİN ALTYAPIYA TAHSİSİ İÇİN BAŞVURU YAPTIK

(Scouting, futbol altyapı ve pilot takım konuları) Buradaki planlarımız aynen devam etmektedir. Altyapıya David Badia’yı getirdik. Onu da beğenmeyenler var. Olabilir. Ama bizim yapmak istediklerimiz bugünden yarına meyve veren konular değil. İki sezon sonra bu bahsettiğim konularda ciddi ilerleme olmazsa gelin bizi tenkit edin. Altyapılardaki hocalarımızı en küçük yaş gruplarından en üst yaş gruplarına kadar değiştirdik. Barcelona eğitimli David Badia liderliğinde yeni bir kadro kurduk. Kendisi gençlerle iyi anlaşıyor. Kendisi başka altyapılardan, bilhassa Barcelona okulundaki görevinden dolayı çok oyuncu çekmiş durumdadır. Ben sistemden memnunum. Bununla beraber Altınordu’daki altyapı scoutun başında olan Serhat Pekmezci’yi altyapımız için scout şefimiz olarak transfer ettik. Altyapıda şöyle bir sorunumuz var: Bunu üzülerek hatta bir nebze utanarak söylüyorum. Ama hayal ettiğimiz noktaya geleceğiz. Şu anda mevcut durumdaki tesislerimiz ve imkanlarımız Fenerbahçe markasına yakışır paralellikte değil. En kısa zamanda bu imkanları düzeltmek durumundayız. Bu bağlamda bizden önceki yönetimimizin devletimize başvurduğu ve belli bir mesafe kat ettiği fakat bunu üniversite için istediği bir arazi var. Bu yakada büyükçe bir arazi. Biz o başvuruyu, ‘Acaba altyapı olarak değiştirebilir miyiz?’ diye yaptık. Önemli olan A Takımla beraber diğer altyapıların olacağı bir tesis benim hayalim. Ben bunun için kulübe de külfet olmadan gereken mali kaynak ihtiyacını, mali durumu daha negatif hale çevirmeden kulübün iş adamlarıyla beraber, sponsorlarla beraber bulmaya söz veriyorum. Yeter ki bize araziyi versinler. Bugün en çok tenkit edildiğimiz konu Türk futbolu olarak altyapıya yeterli yatırımın yapılmaması. Avrupa’daki en az yatırımı yapan ülke, en az altyapıdan oyuncu çıkaran ülke olarak biz varız ve en yaşlı takımlara sahip ülke de biziz. Ben vaat ediyorum. Ömrüm ve sağlığım yettiği müddetçe. Bu 3 yıllık dönem içinde muhakkak camiamıza kazandırmak istiyorum. Yeter ki devletimiz bu araziyi bize tahsis etsin. Çünkü mevcut imkanlarımız iyi değil. Araziyle ilgili bizden evvelki yönetim kurulumuzun başvuruları var. Belli aşamaları da kat etmişler ama üniversite için. Biz bunun altyapı için tahsis edilmesi ricasında bulunduk, görüşmelerimiz de devam ediyor.

A takım scoutinge baktığımız zaman bölgesel yapılanmamızda biraz geride kaldık. Orada da işler istediğimiz şekilde ilerliyor diyebiliriz. Bunların meyve vermesi zaman alacak. Kötü niyetliyseniz bizi yerden yere vurabilecek konu bulabilirsiniz. Bu işler zannettiğiniz gibi de değil.

Biliyorsunuz bir de pilot takım konusu var. U21 ligi önümüzdeki sezon kalkıyor. Doğru, yanlış onu tartışmıyorum. Bunun yerine bir şey koymamız lazım. İnşallah TFF bizim gibi kulüplere alt liglerde süper lige çıkmama kaydıyla takım sahibi olma hakkını verir. Gençleri oynatabileceğimiz, test edebileceğimiz, kendi yaş gruplarından daha büyük yaş gruplarıyla oynayabileceği bir imkan yakalayabiliriz. Bu olmazsa olmaz. Bununla beraber hayal. Ya Balkanlarda, ya Portekiz’de bir de Almanya var. Bir yerde bizim bir takımımız olması lazım. Hagi’nin de bir lafı var. Türk futbolu sıkıntıda değil, diyor. 2 milyon Euro maaş veren ülke sıkıntıda olamaz, bizde 5 bin 10 bin. Hakikaten doğru söylüyor. Romanya’da en çok maaş alan 20 bin Euro alıyor. Müthiş bir U21 jenerasyonu geliyor, Romanya’da. Bu pilot takımı hayalimiz devam ediyor. Bu orta ve uzun vadeli, diğer söylediklerimiz kısa vadeli projeler.

Türkiye’nin, Fenerbahçe camiasını iftihar edeceği, gurur vesilesi olan bir erkek basketbol takımımız var. Bizden önceki yönetimi de tebrik etmek lazım. Şapka çıkartmak lazım. Tohumları attığı için. O dönemde Semih Bey de yönetimdeydi. Obradovic’in camiaya kazandırıldığı dönemde. Sadece Obradovic’i camiaya kazandırma değil, ona o güçleri de verebilmek  takdire şayan bir olay. Bizi diğer büyük kulüplerden ayıran, mali açıdan yükümlülük olarak bir unsurda budur. 30 milyon Euro bütçeli bir takım.

DeporFinanszas diye bir kuruluş Fenerbahçe Beko’nun Twitter hesabına bakıyor. Dünyanın en çok etkileşim alan ikinci basketbol kulüp hesabı. Burada önemli olan unsur, 10 takımın 9’u NBA takımı. Avrupa’da sadece Fenerbahçe Beko var. Lakers’dan sonra en çok etkileşim alan takım. Instagram olarak baktığımız zaman, burada da 8. sırada. Dünya’da Amerika dışında tek takım Fenerbahçe Beko.

Fenerbahçe’nin global marka olma konusunda ve global marka olduğu takdirde, global sponsorları kendine çekip bu bütçeleri karşılama potansiyeli açısından… Bu harita iki şey gösteriyor. Yuvarlakların büyüklüğü bu ülkelerdeki yoğnuluğu gösteriyor ve dünyada Fenerbahçe Beko’yu takip eden insanların yoğunluğunu ve dünyanın neresinden olduğunu gösteriyor. Burada Çin’den, Amerika’dan, Brezilya’dan baktığınız zaman Fas ve diğer ülkeleri de görüyorsunuz. En çok bu ülkelerden Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, yani Fenerbahçe Beko takip ediliyor. Bu, Fenerbahçe’nin yarın öbür gün Çin’den, Kore’den sponsor çekme ve oyuncu çekme açısından çok önemli bir veri. EuroLeague tarafından yapılan bir araştırmada “Final Four’da Yer Alması Beklenen Takım” kategorisinde bütün menajerler oylama yapıyor. Neyi oyluyorlar? ‘Sizce kim Final-Four’da bu sene oynar?’ Rakiplerimizin menajerlerinden Fenerbahçe Beko ve Real Madrid, yüzde 100 puan alıyor. ‘En iyi antrenör?’ diye oylama yapıldığında ise yüzde 62,5 ile Zeljko Obradovic çıkıyor. ‘Eşleşmesi en zor takım?’ diye bir oylama yapmışlar. Yüzde 32,5 ile Fenerbahçe Beko, ardından yüzde 18,75 ile Real Madrid ve Zalgris geliyor. Zalgris bu sene yanılmıyorsam 11 veya 12 maçında mağlup oldu. ‘İzlenmesi en keyifli takım?’ kategorisinde ise yüzde 25’te yine Fenerbahçe Beko ve Real Madrid var. Bunları neden gösterdim? Fenerbahçe camiasının gurur duyacağı bir harita bu. Bu başarıyı sağlamak kolay değil. Bu başarıyı sürdürebilmek daha da zor. Hele bu ekonomik şartlarda bu bütçeleri sağlamak ama bizler, Fenerbahçe, sadece yönetim olarak demiyorum, bunu devam ettirebilmek adına elimizden geleni yapıyoruz. Burada Fenerbahçe kendi imkanları dışında çok az destek alıyor. Ülkemizi bu kadar gururla temsil ettiğimiz bir ortamda biraz daha desteğe ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Biz Yönetim Kurulu olarak üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz. Geçen sene 11 Milyon Euro’luk Doğuş sponsorluğu varken yeri gelmişken hem Doğuş hem de Ülker Grubu’na erkek basketbol branşına yapmış oldukları katkıdan ötürü teşekkür edelim. Baktığımız zaman geçen yıl 11 Milyon Euro açığımız varken şu anda 15 Milyon Euro açığımız var. Biz bütçeleri küçültmüyoruz hatta bir adım daha öteye gidip ‘Obradovic ayrılacak mı, başka takıma gidecek mi?’ gibi bir şey şu an söz konusu değil. Zaten önümüzdeki sezon da kontratı devam ediyor. Sayın Obradovic bizimle devam ettiği müddetçe ne yapacağız, edeceğiz onun, ekibinin ve kurduğu takımın devam etmesi, başarılarına başarı katması için o bütçeleri oraya bu şekilde sağlayacağız. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Büyük konuşmamak lazım ama biz var gücümüzle bunu devam ettirmek için çalışıyoruz. Onları da buradan tekrar kutluyor ve teşekkür ediyorum. Basketbolla ilgili bir şey söylemek istiyorum. Belki bazı taraftarlarımız bana kızacaklar ama bunu söyleme ihtiyacı duyuyorum. Geçen Real Madrid maçında mecburen yurt dışındaydım. Maçı televizyondan seyrettim. Bunu söylerken de yanlış anlaşılmamak için kelimeleri cımbızla seçmek istiyorum. Çok iyi bir seyircimiz var. O maçta 9-10 koltuk dışında bütün koltuklar satılmıştı. Salon işler iyi giderken müthiş destek veriyor, ama sizden rica ediyorum biraz geriye düştüğümüz zaman takımımıza motivasyon vermemiz lazım. Destek ve doping olmamız lazım. Doping kelimesini de kullandım diye kızacaklar ama söylemek istediğim esas itici güç olacaksak takımımız geride iken esas güç olmamız lazım. Real Madrid maçı kafa kafaya gidiyordu. Son saniyelerde gerideydik. Fakat öne geçince salon ayağa kalktı ve yer yerinden oynadı. Ben de biraz daha taraftarlarımızdan rica ediyorum. Takımımız geriye düştüğü zaman da benzer desteği vermemiz gerekiyor. Ama her şey için de taraftarımıza teşekkür ediyorum. İnanılmaz bir basketbol seyircisi oluşturduk. Çoluk çocuk, aileler… Eğlenceli de bir spor tecrübesi oluyor. Biz de imkanlarımız çerçevesinde bunun üstüne koyarak devam etmek istiyoruz.”

London Football Exchange, Avrupa futbolunda gelirleri temlik edip futbol kulüplerine kredi veren bir kuruluş. Bize de bu fikri, Deutsche Bank’ta çalışan Yönetim Kurulu Üyemiz Sayın Ozan Korman Tarman getirdi. Bu fikir enteresan bir fikir. Zaten bugün aynı şeyi yapıyoruz. Temliklerimizi veriyoruz ve bankalardan kredi alıyoruz. Ancak bu kuruluştan alacağımız kredilere baktığımız zaman ödeyeceğimiz maliyetle bugün ödediğimiz maliyet arasında yarı yarıya fark var. Biz bugün dövizimizden yüzde 10-10,5 öderken buradan 5-5,5’a kredi alma durumumuz var. Doğrudur. Hatta imza aşamasına çok yaklaştık. Fakat şu an imzalanmış bir şey yok. Burada yapılacak olay, oradan alacağımız kredi ile kesinlikle yeni bir kaynak olarak değil mevcut bir kredi ödenip oradaki temlikler buraya verilecek ve burada birkaç milyon euro maliyetten tasarruf etmiş olacağız. Fakat son Türkiye Bankalar Birliği’nin, devletimizin ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun Ziraat Bankası önderliğinde yapmış olduğu girişimlerden sonra burada bir frene bastık. Orada ne olacağını tam anlamak istiyoruz ama görüştüğümüz doğrudur. İmzalanmış bir şey henüz yoktur.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Biz, Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bunu sonuna kadar destekliyoruz. Devletimizin inisiyatif alması, Ziraat Bankası’nın önderliğinde Türkiye  Bankalar Birliği ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun da beraber bu konuya el atması bizce son derece olumlu bir adımdır ve Fenerbahçe Spor Kulübü olarak da biz sonuna kadar destekliyoruz. Ancak projenin tam detayları henüz tam anlamıyla kesinleşmediği için daha fazla bir yorumda bulunamayacağım ama doğru istikamette doğru bir adım. Türkiye, dünyada marka olacaksa sportif anlamda da marka olabilmeli, bilhassa futbol açısından marka olabilmeli. O yüzden bu önemli bir adım. Ama bu önemli adımın kalıcı bir çözüm ve sürdürülebilir bir ortam yaratması için çok doğru dizayn edilmesi lazım. Bu dizayn edilirken de tüm paydaşların içinde olacağı şekilde dizayn edilmesi lazım. Burada beni her zaman söylediğim şey, sorunun kök nedeni anlaşılmalı. Biz, nasıl bu noktaya geldik. Alelacele çözümlerden ziyade daha akılcı, daha kalıcı çözümlerle bu işin içinden hep beraber çıkabilmeliyiz. Bugünkü sorun anladığımız kadarıyla ve bu yapılmak istenen tabii doğru dizayn edilirse çok da faydalı buluyorum: Borçları yeniden yapılandırılması. Burada herhangi bir hibe söz konusu değil. Bu konu yanlış yerlere çekiliyor. Ben, bir banka yönetim kurulu başkanı olarak pek çok sektörde sıkıntılı olan müşterilerimizin kredilerini yeniden yapılandırıyoruz. Hatta ilave kredi veriyoruz. Ödemesiz bir süreç belirliyoruz. Vadeleri uzatıyoruz ve gerektiği taktirde de maliyetleri ona göre, piyasa şartlarına göre yapılandırıyoruz. Bunu yaparken de tabii ki teminatlarımızı da alıyoruz. Bunun başka sektörlere yapılırken futbola yapılması da son derece normal. Futbol da sonuç itibariyle bankaların müşterisi olan bir sektör. Bu gayet normal. Bununla beraber bu şartlar sağlandığı taktirde futbol federasyonunun getireceği rekabet kısıtlaması diyelim. Bu rekabet kısıtlamaları ne olur? Transfer sınırlamaları olur. Sınırlama derken sayı olarak demiyorum; şartlardan söz ediyorum. Harcayabileceğiniz para sınırlamaları olur, bilanço sınırlamaları olur, gelir gider sınırlamaları olabilir, yabancı oyunculara verebileceğiniz sınırlamalar olabilir, altyapıya/akademilere yapacağımız yatırımlara verilecek teşvikler olabilir. Bunlar UEFA ile de görüşmeler çerçevesinde dizayn ediliyor. İnşallah meyve verecektir ama buradaki önemli olan şey, gelirlerin giderlerden fazla olması lazım ki orta ve uzun vadeli bu krediler ödenebilsin. Türk futbolunun bugünkü en büyük sorunu giderlerimiz gelirlerimizin çok üstünde ve bunu da borçla karşılıyoruz. Borç da bizi faiz sarmalına sokuyor. Faizler arttığı zaman sıkıntıya giriyoruz ve ben bunu bir senedir söylüyorum. Bunu Türkiye’de ilk dillendiren kişi Milletvekilimiz Sayın Saffet Sancaklı’dır. Ben, seçim sürecimin başından bu yana söylüyorum:  Görüyorum ki herkes aynı noktaya geldi ve bunu bugünün ihtiyaçlarını karşılamak için  bir oksijen olarak görmeyelim. Geleceği teminat altına alabilmek ve Türk futbolunu sürdürebilir bir konuma getirmek için çok önemli yapısal bir devrim olarak görmemiz, gördüğümüz taktirde de bu meyve verecektir.

FENERBAHÇE SON 10 YILDA DEVLETİMİZE 1 MİLYAR TL VERGİ ÖDEMİŞ BİR KULÜPTÜRŞimdi beni rahatsız eden bir konu: Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettim. Tesadüfen zamanlama olarak bununla aynı zamana geldi ve bu Fenerbahçe’ye özel bir muamele varmış gibi ki keşke öyle bir gücüm olsa da bir ziyaretle Türkiye Bankalar Birliği’ni ayağa kaldırıp Türk futboluna çare olacak konuma getirecek. Zaten öyle olsa bugün 17.sırada olmazdık. Fenerbahçe’ye bir takım yakıştırmalar yapılıyor. Biraz sonra da konuşacağız. Fenerbahçe, son 10 yılda devletimize 1 milyar TL vergi ödemiş bir kulüptür. Bu iddiaları ortaya atanları önce hangi kulüp, ne kadar vergi ödemiş, kimin vergileri nasıl affedilmiş önce ona bakmasında bilhassa vergi aflarına ve bu aflardan kimlerin yararlandığına bakmakta fayda var. Bununla beraber stadını ve basketbol salonunu kendi imkanlarıyla yapan tek kulüptür. Futbol stadı olarak Beşiktaş kendi imkanlarıyla stadını yapmıştır, basketbol ve futbol olarak baktığımızda tek kulüp Fenerbahçe’dir. Bugün devletimiz pek çok büyük/küçük kulübe, pek çok şehirde stat hediye etmektedir. Bununla beraber evet, hepimiz benzer boyutlarda finansal sorunlar yaşıyoruz, bilhassa da büyük kulüpler! Ama unutulmamalıdır ki, 2011 yılında Fenerbahçe 5 branşta 5’te 5 yaptığı dönemde rakiplerinin hem sportif açıdan hem de finansal açıdan fersah fersah önündeydi. Ve bu FETÖ Kumpası denk geldi, en başarılı zamanımızda saldırıya uğradık. Eşi benzeri olmayan bir şekilde kulübümüzün hakları, çıkarları ve imkanları gasp edildi. Buna rağmen evet, o süreçten sonra  hatalar yaptık. Yönetimsel ve yatırımsal olarak aldığımız kararlar, yanlış yatırımlar yaptık ve  biz de kendi kendimizin bindiği dalı kestik. Ama ondan öncesinde bu FETÖ’nün bize saldırısı ve buna rağmen finansal açıdan benzer durumdayız diğer kulüplerle, belki de daha iyi durumdayız. Bugün dediğim gibi finansal anlamda yükümlülüklerini en iyi yerine getiren kulübün Fenerbahçe olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bize bu çamuru atan ya da bu iddiada bulunanların en az 10 kere düşünmesini rica ediyorum. Fenerbahçe Spor Kulübü, her zaman kendi imkanlarıyla, kendi gücüyle, kendi karakteriyle ayakta kalabilmeli, bugüne kadar da kaldı. Bundan sonra da bu şekilde kendini pozisyonlamalıdır.  Ben ve arkadaşlarımızın yola çıkışındaki ana unsur budur. Bugün bizi yarım sezonluk sonuçlardan ölçebilirler ama bizim yaptıklarımız ömrümüz ve gücümüz yeterse kıymeti ilerleyen zamanlarda çok çok daha anlaşılacaktır.  Dolayısıyla bunu çarpıtmaya çalışanların bu dediklerimin penceresinden de bu olaya bakmalarını rica ediyorum.

Financial Fair Play’de ne durumdayız? 31 Ocak’ta önemli bir toplantımız var. Dün de yetkililer buradaydı, görüştük. Fenerbahçe Spor Kulübü denk hesap kurallarına uymadığı için başka diğer kulüplerde olduğu gibi UEFA ile Financial Fair Play konusunda bir uzlaşmaya gitmek zorunda kaldı. Uzlaşmanın 2 ayağı var. En önemli ayağı aldığın kadar satabilme ayağı. Ne demek istiyorum? Bu anlaşma süresince size bazı sınırlamalar getiriyorlar. 4 yıllık anlaşma. 4 yıllık anlaşma sonunda 30 milyon Euro zarar limitiniz var. Biz 3. yılı bitirdik, 4. yıl mayısta bitecek. 3. yıl itibarıyla yani geçen mayıs itibarıyla 90 milyon Euro gerideyiz. Yani 3 misli. Bizim o limitler içinde kalabilmemiz için 60 milyon Euro bu sene kar etmemiz lazım. Bu kurallara baktığımız zaman ilk söylemek istediğim önümüzdeki sezon bu konuda cezalandırılacaksak o zaman sadece yerel liglere yani Süper Lig’e bakmak durumundayız. O zaman da daha fazla yatırım yapabilecek konumdayız. Gözümüzü karartma konusunda ikinci unsur ise aldığınız oyuncuları o limiti aştığınız zaman oyuncu alsanız dahi oyuncuyu Avrupa’ya yazdıramıyorsunuz. Bu da bir yatırım yaklaşımı. Yani Avrupa’da oynatmayacağım, buna rağmen iyi futbolcuları Türkiye ligini domine etmek için alacağım. Bu şartlar bizi nereye götürecek? Gözümüzü nereye kadar karartabileceğimiz, 31 Ocak’taki toplantı ve ondan sonraki süreçte yapacağımız toplantılarda netleşecektir. Ama geldiğimiz noktada denk hesap konusunda vahim durumdayız. 90 milyon eksideyiz, 30 milyon olması lazım ve bunun mayıs ayına kadar olabilmesinin imkanı yok. Ama şöyle bir durum söz konusu: Size anlatacaklarımız çok önemli. Bu yaptığımız toplantıda biliyorsunuz biz bir sermaye artışı yaptık. Ana hissedar dernek belli bir rakam koydu ve üçte ikisini koydu diyelim, bunun üçte birini de küçük hissedarlar, küçük hissedarlar 17 bin kişiden oluşuyor ve 17 bin kişi yüzde yüz katılım yaptı ve bu para Futbol A.Ş.’ye girdi. Biz acaba UEFA bunu gelir olarak kaydedebilir mi diye soruyoruz. Net bir cevap alamadık. İlk defa böyle bir şey oluyor. Ne demek bu? Biz mal sahibi olmadığımız için dernek yapısı altında olduğu için buna nasıl muamele yapacaklarını henüz bilmiyorlar. İlk intibamız üçte ikisi yani dernek tarafından yapılan sermaye artımı hibesi bir kişiden geldiği için, benden geldiği için onu saymayabilirler ama 17 bin kişinin yani üçte birlik kısmı sayabilme imkanı var. Dolayısıyla bizim zararımız azalabilecek demektir. Ama bu ilk defa oluyor. Bu sadece beyin fırtınasıyla çıkanlar. Biz de diyoruz ki, derneği yaptığında sayın, çünkü dernek 33 bin kişiyi temsil ediyor. Bir kişi hibe yapmış olsa dahil, kontrol orada değil. Bir başına ne yönetim, ne kongreyi etkileyebiliyor konumda.  O yüzden saydırabilir miyiz, saydıramaz mıyız bakıyoruz. Bardağa nasıl bakacaklarına bağlı. Yarı boş mu, yarı dolu mu. Bir sonraki konumuz da aslında çok ilintili. Söylemek istediğim gözümüzü karartmak, bundan sonra olacak şartlara göre yapabileceğimizden daha fazla yatırımı Süper Lig’e daha kuvvetli takımı yapmak için değer mi, değmez mi bundan sonraki gelişmelerle göreceğiz.

Kimsenin elinde sihirli değenek yok dedik. Bir fedekarlık yapacağız, sonra camia olarak fedakarlık yapacağız. Bu bir kurtuluş savaşı. Kitlesel bir harekete çevrilmesi lazım dedik. Hep beraber çorbada tuzumuz olacak ki, Fenerbahçe’nin mali bağımsızlığını sürdürebilir hale getirmek, kimseye muhtaç hale gelmeden sağlıklı bir konuma getirebilmemiz lazım dedik. Bugün baktığımız zaman 115 milyon Euro kaynak yarattık, marttan sonrasını göremiyoruz. Yeni borç almadan veyahut yükümlülüklerimizi ertelemeden önümüzü göremiyoruz. O yüzden aydan aya değişiyor. 75 ila 100 milyon açığımız var. Her ayı karşılamamız için yükümlülük daha fazla, açık olarak söylüyorum. 3 milyar TL üzerinde borç stoğumuz var. Finansal borç. Bununla beraber her senede çarkları döndürebilmek için 1 milyar TL’ye ihtiyaç var. Hepsi dahil. Seferberlik haline getirmemiz lazım. Bunu için bir kampanya dizayn ettik. Keşke sonuçlar daha iyi gidiyor olsaydı da daha göğsümü gere gere camianın gözünün içine bakıp talepkar olabilseydim. Ama sonuçta ben kendim için talepte bulunmuyorum. Hepimiz için talepte bulunuyorum. Hepimiz için de talepte bulunmak için size talepte bulunabilmek için de yüzüm  olabilmesi için de  elimden geldiği kadar katkı sağlamaya çalıştım. Ama biz bunu ancak hep beraber çevirebiliriz. Onun için de kampanya yapmaya karar verdik. Bu kampanya nedir? Ayda 5 lira, 10 lira verebilecek insanlardan tutun; bir seferliğe mahsus 500 bin lira, 1 milyon lira hatta daha fazla verebilecek bütün insanları beraber toparlayıp, Fenerbahçe’nin ihtiyacı olan kaynakları, niçin ihtiyacı olan? Rekabetçi, başarılı, mali açıdan sağlıklı, sürdürebilir başarı ve yapıya kimseye muhtaç olmamasını sağlayacak konuma gelebilmesi için, bu fırtınalı günleri atlatabilmemiz için, ihtiyacımız olan kaynak için kampanyaya başlayacağız. Düğmeye basmaya yakınız. Ağustos ve eylüldeki coşku şimdi olsaydı işimiz daha kolay olurdu ama lütfen ama lütfen yarım sezonluk ve haftalık sonuçlarla Fenerbahçe için yapılanları göz ardı etmeyin. Hep beraber el ele verip bu değişimi yapmamız lazım. Ama burada şöyle önemli bir şey var. Belki de son yaptığımız görüşmeler çerçevesinde, sermaye artırımından daha fazla olarak hepimizin yapacağı, taraftarların yapacağı bir kampanyanın UEFA nezdinde gelir olarak kabul edebileceği ve finansal fair play konusunu bu şekilde aşma imkanıyla karşı karşıyayız. Bunu çok iyi daha 31 Ocak’ta yapacağımız sunumda anlayacaksınız. Ama ne olursa el ele, omuz omuza, hep beraber Fenerbahçe’yi içinde bulunduğu, en azından finansal fair play konusundan çıkarma imkanına sahibiz. Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Gerekli başvuruları da yaptık. İnşallah hayallerimiz bir nebze gerçekleşir.”

Fitne fesat yaşam tarzı olmuş. Bunu belli yerler işliyor. Yönetim kurullarında illaki fikir ayrılıkları olur. Olması da normaldir. Olmaması anormaldir. Herkes aynı şekilde düşünüyorsa zaten bir yönetim kurulu çıkmaz. Ama kavga etmişiz, saygısızlık etmişiz, koskoca adamlar tekme tokat birbirlerine girmişler, bunlar tamamen hayal ürünüdür. Bunun bu şekilde yapılması da bir sürü konu var. Birazdan siyasetten bahsedeceğiz. Bu konu, Cocu ile ilgili konu, pek çok konuda Fenerbahçe söz konusu olduğu zaman inanılmaz bir çarklar dönmeye başlıyor. Sosyal medyada, belli başlı medyada karalama deyin, algı yaratma deyin, ne derseniz deyin. Böyle bir şey söz konusu değil olması da mümkün değil. Yalnız taraftarlarımıza bilhassa sesleniyorum. Siz daha objektif daha gönülden bakacaksınız ama nötr olan insanlara da söylüyorum. Bu bugün Fenerbahçe olur yarın başka bir şey olur, çoğu zaman kandırılıyoruz. Bunu birkaç örnekle size vermek istiyorum. Mesela, iki yönetici kavga etti diye bir spor muhabiri kendi kanalında bu konuyu işledi. İsim vermeyelim, A ile B diyelim. A ile B birbirine girmiş, küsmüş etmiş falan. O hafta Divan Kurulumuz vardı. Fenerbahçe TV’den canlı yayınlanıyor. Bütün medya orada. Adam akşam televizyona çıkıyor. O kadar kavgalılar ki, A ile B’den B toplantıya bile katılmadı diyor. Bunu aralarında tartışıyorlar ama aralarında tartışırlarken bile o gün olan toplantının görüntüleri var. A ile B de yan yana oturuyor. Sonra uyanıyorlar. Sonra benim kaynağım yanlış bildirmiş diyorlar. Adam bakma zahmetini bile göstermiyor. İşleri güçleri yalan dolan, fitne fesat. Bunun bir bedeli yok. Siz yönetici olarak yanlış bir şey söyleyin, söylediğinizden farklı bir şey yapın, yanlış bir şey yapmanıza da gerek yok. İnsanlar uyanık olsunlar diye söylüyorum. Bu insanlar değişmeyecektir.”

Bir örnek daha vereceğim: Phillip Cocu. Çok önemlidir bu. Bir televizyon kanalında, isim vermeyeceğim. Phillip Cocu, bizden ayrıldıktan sonra resmi imzalar olmadan ama bizden ayrıldıktan sonra iki gün boyunca reklamlarda teaser dönüyor, ‘Cocu ile görüştük. Cocu, Ali Koç hakkında ne diyor, Fenerbahçe hakkında ne diyor. Bekleyin’ şeklinde söylüyorlar. O gün geliyor ve o gün de bunu işliyorlar. Yaklaşık 2-2,5 saatlik program ve son yarım saatine bırakıyorlar.  ‘Ne dedi, ne dedi’ vs. Hatta bizim taraftarlarımız sosyal medyadan etkileniyorlar. ‘Siz Fenerbahçe’yi karıştırmaya çalışıyorsunuz’ diyorlar. Ve program saati geliyor, bir şeyler gösteriyorlar. Cocu ile ne bir röportaj var ne de başka bir şey. Ondan sonra da sanki röportaj yapmış gibi soruları ekranda yazıyorlar. Zaten röportaj yapsan görüntülü verirsin. İşte ‘Ali Koç hakkında ne düşünüyorsun? Valbuena hakkında ne düşünüyorsun? O hakkında bu hakkında vs. Bundan 2-3 gün sonra benim Phillip Cocu ile toplantım vardı. Phillip Cocu’yu da golf oynarken bulmuşlar. Adamın yediği yemekten hesabında ödediğim paraya kadar yazıyorlar. Üstelik inandırıcı olması için 09:53’te oraya geldi, 10:15’te şöyle yaptı. Spaghettili bilmem ne yedi vs. Neyse onların yaptığı hayali röportajda güzel de cevaplar vermiş. Phillip Cocu’ya dedim ki, ‘Ne güzel cevaplar vermişsin, sağ ol, ağzına sağlık.’ O da bana, ‘Neye cevap vermişim’ dedi. ‘Bilmiyor musun, ikin gün önce seninle ilgili röportaj çıktı, golf oynarken.’ Bana, ‘Bilmiyorum, benim yanıma bir adam geldi, fotoğraf çektirmek istedi, ben ayağa kalkacaktım. Yok otur dedi ve yanıma oturdu. Fotoğraf çektirdi ve gitti. Ben kimseyle röportaj yapmadım.’ dedi. Düşünebiliyor musunuz, iki gün boyunca insanlara böyle bir röportaj olacağını söylüyorlar ve yapmış gibi yayımlıyorlar, Allah’tan kötü bir şeyler dememişler. Ben de Phillip’e ağzına sağlık diyorum, ama o kimseyle konuşmadığını sadece adamın birinin gelip fotoğraf çektirdiğini söyledi. O çektirdiği fotoğrafı da daha inandırıcı olsun diye televizyona koyuyorlar.  Arkadaşlar böyle bir spor medyasıyla iç içeyiz. O yüzden hangi birine cevap verelim? Hangi biriyle mücadele edelim? Ondan sonra da yeterince iletişim yapmıyorsunuz diyorlar. Bizim iletişim yapış şeklimiz de farklı, bizim bir iletişim hiyerarşimiz var ve zamanı, yeri geldiğinde gerekli açıklamaları yapıyoruz. Hiçbir şey kesinleşmeden açıklamamaya özen gösteriyoruz, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz.  Düzeleceğimiz yanlar var mı? İlla ki var ama bizim de bir yoğurt yiyişimiz, bir fıtratımız var.  Biz de bu yanlışlar yapıldığı zaman sonuna kadar da ifade edeceğiz. En azından  sağduyulu, nötr  olan insanlar bilsinler ki televizyonda gördükleri, gazetelerde okudukları her şey çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor, bilhassa spor medyasında.

SİYASETLE YAKINDAN UZAKTAN ALAKAM OLAMAZ

Benim iş hayatındaki konumum, TÜSİAD’daki konumum, değişik sivil toplum kuruluşlarındaki konumum ve son olarak da Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak içinde bulunduğum ortamda siyasetle, bürokrasiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmemden daha normal bir şey yok. Daha önce de oldu, bugün de oldu, yarın da olacak. Bu işin bir tarafı. Diğer taraftan tüzüğümüze baktığımızda benim kulübün manevi ve tüzel kişiliğini temsil etmek, devlet teşkilatı kurum ve kuruluşlarıyla ilişkilerini yürütmek ana görevlerimden bir tanesi. Dolayısıyla bu tür görüşmeleri siyasete bağlamak akıl dışı da demek istemiyorum, tek kelimeyle art niyetlilik. Bugün Sayın Ekrem İmamoğlu kulübümüzü ziyaret etti. Dün Galatasaray’ı, ondan evvel Beşiktaş’ı ziyaret etti. Bu 3 büyük markanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmuş biriyle görüşmesinden daha normal bir şey göremiyorum. Bundan sonra şunu da söyleyeyim, sadece il değil, ilçe aday adayları da görüşmek istiyorlar. Eminim diğer kulüplerle de görüşmek istiyorlardır. Ama söz konusu Fenerbahçe olunca millet yaygarayı koparıyor. Diğer kulüpleri ziyaretlerinde bunu görmedik. Bu tek kelimeyle bir art niyetlilik. Burada çok net konuşmak istiyorum. Benim kampanyam boyunca da bunu işlediler. Yaratmak istedikleri intiba benim Fenerbahçe Spor Kulübü üzerinden bir şekilde siyasete gireceğim. Dilimde tüy bitti benim siyasetle yakından uzaktan alakam olmaz diye. Anlatamıyorum. Çok fazla itibar edildiğini de sanmıyorum belli seviyelerde ama ister istemez bundan hikaye yaratanlar da oluyor. Diğer kulüpleri de ziyaret etti, bizim ziyaretimizden sonra çıkan haberlere bak, diğerlerine bak. Dolayısıyla her türlü partiden, her türlü görüşten insanlarla bu konumdan dolayı muhatap oluyoruz. Dostluklarımız var, arkadaşlarımız var. Zaten Fenerbahçe gibi Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütünün başındaysanız yollarınız ister istemez kesişiyor. Ben şöyle söyleyeyim, öyle bir zihniyet var ki, birkaç ay önce o veya bu konudan dolayı bir grubun köşe yazarı beni FETÖ’culukla suçladı. Sonra öğrendik ki adam kendi gidip el öpmüş, belgesel yapmış, okullarını övmüş, ‘Haksız yere sürgünde’ demiş. Ondan sonra adam dönüyor benim gibi bir insanı suçluyor. Bunun gibi bir zihniyetle mücadele edemezsin. Etmek mümkün değil. Sadece iyi niyetli insanların neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmelerinde fayda var diye düşünüyorum. Benim siyasetle yakından uzaktan hiçbir ilgim yok. Ne Fenerbahçe’yi siyasete alet ederim ne de Fenerbahçe’yi siyasete sokarım en azından başkan olduğum müddetçe.

Diğer taraftan evet Cumhurbaşkanımıza bir ziyaretimiz oldu. İade-i ziyaretti.  Biraz gecikti. Bir türlü takvimleri uyduramadık. Ziyaret ettik. Cumhurbaşkanımızın da Türk sporunda yeri önemli. Onun iktidar döneminde, AK Parti’nin iktidarında spora çok büyük yatırımlar ve hizmetler yapıldı. Seçimden sonra da beni tebrik etti. Ben de ziyaret ettim. Türk sporu ve Fenerbahçe üzerine güzel bir sohbet yaptık. Kendisi de iyi bir Fenerbahçeli. Bugün Cumhurbaşkanımız olur, yarın başka bir partinin lideri olur; bir bakanımız olur, bir belediye başkanı olur. Bizim gizlimiz saklımız yok. Ne yapıyorsak ortada. O yüzden bu art niyetli zihniyete de itibar edilmemesini önemle rica ediyorum. Söz konusu Fenerbahçe oldu mu konular çok farklı yerlere çekiliyor. Ya benden dolayı ya Fenerbahçe’den dolayı. Veya ikisi beraber. Zaman zaman ciğeri beş para etmez diye yorumladığım insanların bizi yıldırması söz konusu değil. Sonunda iyiler hep kazanır. İlahi adalet var.  İnsanların sadece gerçekleri bilmesini istiyorum. O kadar. Onların ne dediklerinin benim için pek kıymeti harbiyesi yok.

Öncelikle bende bir taraftarım. Taraftarın ne yaşadığını ne hissettiğini tahmin edebiliyorum. Fenerbahçe taraftarının ruhunu onları anlatmak için bir soru değil, bir program yetmez. Taraftar iken düşüncelerim çok yüksek seviyelerdeydi, başkan olunca bambaşka seviyeye gitti. Hakikaten 17. sırada, tarihin en kötü ilk yarı başlangıcı buna rağmen bitmez bilmek destek; usanmadan etmeden tribünlere geliyorlar. Deplasmanlardaki tribünlerimiz dolu. Beni ve ekibimi en ayakta tutan şey onların vermiş olduğu kayıtsız şartsız destek. Kızanlar dahil buna. Art niyetli olanlar var ama samimi olanlar tenkit etse dahi; inanıyorlar ve sonuna kadar arkamızda duruyorlar. Aidiyet duygusu bambaşka bir olay. Sezon içinde iki kötü olay yaşadık. Koray Şener’i kaybettik, oradaki birlik beraberlik ruh; en son Soner de, bizi seyrediyorsan selamlar. Senle biraz evvel konuşmuştuk. Umarım iyisindir. Erzurum maçında tribünden düşmesi;  binlerce taraftarın günlerce orada olması. Nöbetleşe 26 gün boyunca beklemeleri. Annesine babasına moral olmaları. Camia olarak birbirimize sahip çıkmamız. Soner en kısa zamanda seni tribüne bekliyoruz. Bu bambaşka bir ortam. Bu kadar farklı olduğunu bilmiyordum.

Dolayısıyla 36 bin kişinin burada olması sonuçlar ne olursa olsun takdire şayan bir olay. Ama 36 bini sadece tribünde. Bana gelen mesajlar, yorumlar… En çok üzüldüğüm bana üzülmeleri. Değişen hiçbir şey yok. Beraber yola çıktık. İyi günler, güzel günler yakındadır. Ama tabii ben ve arkadaşlarım, mahcubiyet içerisindeyiz. Bu durumda kesinlikle olmamız gerekirdi ama bu durumdayız. Rabbim bizi test ediyor ama güzel günler yakında. Herkese buradan teşekkür ediyorum. Taraftar için söylenecek çok şey var. Burada Soner’den bahsetmişken bir konuya girmem gerekiyor. Soner’in bugün ayakta ve evinde olması mucize. O gece hastaneye gittiğimiz zaman yaşayıp yaşamayacağı belli değildi. Yaşasaydı hangi şartlarda yaşayacağı belli değildi. Bugün çok şükür Allahıma yürüyerek çıktı. Bilinci, her şeyi yerinde, en kısa zamanda da evinden sonra ikinci evi olan tribüne gelecek. Orada Medicana Grubu’na, taraftarımıza, hepsine teşekkür ettim. Soner’in müthiş arzusuna, esas ona tebrik gidiyor dedim ve onu tebrik ettim. Fakat bir yeri atladım. O da bizim sağlık sponsorumuzu, Liv Grubu atladım. Çünkü bugün Soner ayakta ise stattan hastaneye geldiği süreç en kritik süreçlerden biri. Onlar da mükemmel iş çıkardılar. Affınıza sığınıyorum. Sizi de, ekibinizi de, doktorlarınızı da tebrik ediyorum. Hep beraber bir mucizeyi gerçekleştirdiniz. Biz sadece manevi destek olduk. Yeri gelmişken bunu da söylemek istedim. İyi ki Fenerbahçeliyiz.

FENERIUM CİROSUNU YÜZDE 26 ARTIRDI

Fenerium çok şükür çok iyi gidiyor. Bütün sonuçlara ve Türkiye’deki ekonomik duruma rağmen çok şükür çok iyi gidiyor. Neden bunu yapıyorlar anlamıyorum ama bunu da başka bir grup yapıyor. İsimler vermek istemiyorum ama onlar da iki gün üst üste ‘Feneriumlar kapanıyor’, hatta o kadar kötü haber yapmışlar ki şubelerle karıştırmışlar. Bir tane İzmir’de kapanıyor çünkü iki tane var. İkisinin de sahibi aynı. Size rakamlarla bunun ne kadar saçma olduğunu ifade edeyim. Fenerium bir önceki yıla oranla cirosunu yüzde 26 arttırdı ve 130 Milyon Lira’ya ulaştı. Fenerium online satış ciroları iki katına geldi. Daha da yukarı seviyelere taşınacak. Daha da önemlisi forma satışlarına gelmek istiyorum. Şu an 192 bin 879 küsürdeyiz. Bu rakam Fenerbahçe Spor Kulübü tarhinde en çok forma satılan yıldan yüzde 6 gerisinde. Tekrar ediyorum: Şu anda satmış olduğumuz yeni sezon formaları Fenerbahçe tarihinde yapılan bütün satışlara baktığınız zaman rekor tarih olan galiba 2012 yılıydı, o yıldan sadece %6 geride. Bunun üstüne biz geldikten sonra satılan geçen sezonki formalara 35-40 bin forma eklediğiniz rekor bir satış yakalamış durumdayız. Cirolarımız %26 önde. Geçen sezona göre forma satışımız %47 daha fazla. Bir önceki sezona göre bu tarih itibariyle forma satışlarımız %93 daha fazla. Dolayısıyla ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama yaratmak istedikleri mütemadiyen kriz kriz kriz, sıkıntı sıkıntı sıkıntı… Camia, kongre üyelerimiz arkamızda olsun. Biz bunları hepsiyle mücadele ederiz, rahat olun. Yeri gelmişken taraftarlarımızı burada bir konuda ikaz etmek istiyorum: Fenerbahçe’yi iyi bilen, kafası çalışan, eğitim almış her türlü insanı kandırıyorlar, sahte formalarla. Bana bile bir dostum tarafından sahte forma  hediye edildi. O yüzden lütfen Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, Fenerium’un telefon satışı yoktur. Telefon satışlarına lütfen itibar etmeyin. Edip kandırılıyorsanız hem bize zarar veriyorsunuz hem de kendinize. Sizden rica  ediyorum, bu tip konularla karşılaştığınız anda bize haber verin. Hukuk departmanımızı harekete geçirelim. Lütfen ve lütfen kulübümüzün adı kullanılarak yapılan her türlü satışa karşı durun. Hem almayın hem de bizleri ikaz edin. Fenerium’un performansından dolayı başta bu işe inanılmaz vakit harcayan Sina Afra’yı,  Genel Müdürümüz Mümtaz Karakaya’yı ve tüm ekibi cani gönülden de kutluyorum, müthiş performansınızdan dolayı.

 

Reklamdayken Youtube’dan devam ettik. Youtube’da izleyen taraftarlarımızla sohbetleşerek, diğer yönetici arkadaşlarımı göstererek, stüdyoyu göstererek devam ettik. Keşke interaktif olsa da ben de Youtube’daki arkadaşlarla konuşabilsem. Bizim hayallerimizden bir tanesi de Fenerbahçe’nin sadece sportif anlamda değil her anlamda örnek, özel ve öncü bir kulüp olması. Bunlardan bir tanesi de sosyal sorumluluk. 3 büyük kulübümüzün kapsama alanları ve etki alanları o kadar geniş ki, sosyal sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda benim en büyük hayalim bir spor kulübü olarak bu ülkede bir konuda yaşam kalitesini arttırabilmek. O konuyu da seçeceğiz. Tabii o arada boş durmuyoruz. Pek çok etkinliğe imza atıyoruz. Bazı sponsorlukları sosyal sorumluluk çerçevesinde konumlandırıyoruz. Bir tanesi Tüpraş liderliğinde yaptığımız, kolumuzda gördüğünüz, ceketimde rozetini gördüğünüz HeForShe kampanyası. Yani erkeklerin önderliğinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği. Buna Toplumsal Cinsiyet Adaleti de denebilir. Sonuçta burada bir farkındalık yaratmak. Bu sadece ülkemizde olan bir sorun değil, dünyada olan bir sorun. En gelişmiş ülkelerde de olan bir sorun. Burada örnek bir konumda olmak istiyoruz ve buraya imza atan sayıları da Fenerbahçe üzerinden arttırmak istiyoruz. Tarihimizde ilk defa böyle bir sponsorluk yapıyoruz. Birleşmiş Milletler de bu kapsamda bir futbol takımıyla ilk defa bir ilişkiye giriyor. İnşallah o kadar mutlu olurlar ki, onlar devam ederler, biz naza çekeriz çünkü bu noktaya gelene kadar çok uğraşmıştık. İki, Beko sponsorluğunda daha çok aktif hale gelmedik; Fenerbahçe Beko ile beraber ‘Eat Like A Pro’ yani ‘Şampiyonlar gibi beslen’ projemiz var. Bunu aynı zamanda Barcelona ile yapıyorlar. Yani bir tarafta futbolun en iyi markalarından biriyle öbür tarafta Avrupa basketbolunun en iyi markasıyla yapıyorlar. Çağımızı büyük sorunu olan sağlıklı beslenme ve obeziteye karşı bir kampanyadır bu. İlerleyen dönemlerde aktivasyon yaptığı zaman sponsorumuz bunu çok daha iyi anlayacağız. Çünkü çocuklar idol gördükleri kişileri kendilerine rol model alıyorlar. Senin benim yeme tarzımdan etkilenmeyebilirler ama Datome’nin, Vesely’nin, Melih’in yemek yeme tarzından veya onların telkinlerinden çok daha fazla etkilenebilirler. Bu dünya çapında bir proje.

Sezona saygı diye başladık. Türk sporu için bunun önemini vurguladık. Uzun vadeli küfürsüz stat hayalimizden bahsettik. Ciddi anlamda azalttığımızı düşünüyorum. Bununla beraber uzun vadede tamamen yok edebiliriz. Bir istatistik vermek  istiyorum. İlk yarı itibariyle geçen sene taraftar cezaları, kötü tezahürattan dolayı bu sene yüzde 70 azalmış. Taraftarlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu şartlara rağmen bunun azalması çok çok önemli. Allah sizlerden razı olsun.  İnşallah bizlerde sizi çok daha mutlu edecek konuma geliriz. Yüzde 70 azalması çok büyük rakam. Deplasman tribünü konusunda da farklılıklar getirdik. Bilhassa derbi maçlarında. Diğer  büyük takımlarda uygulamaya başladı. Çağ dışı olan bazı uygulamalardı. Yumurta-tavuk. İlk kimin başlattığı önemli değil ama sürdürülüyordu. Bunların hepsine son verdik. Diğer kulüplerde aynı kulvara girdiler. Bunu da çok önemsiyorum. Deplasmanda bize ne bilet fiyatı biçiyorlarsa bizde aynı şeyi yapıyoruz. Bu hafta Bursaspor’a gidiyoruz. Biz 65 lira yapmıştık onlar da 65 lira yaptılar. Dostluğu da pekiştirecek unsurlardır. Ama tekrar ediyorum top çizgiyi geçmediği zaman ve futbolda sonuçlar gelmediği zaman ne yaparsanız yapın pek kıymeti olmuyor. Fazla farkındalık yaratılmıyor. Biz, bu yolda devam edebilirsek hedeflerimizi yerine getirebilirsek bizim yaptıklarımızın kıymeti ilerleyen zamanlarda çok daha anlaşılacaktır. Ama taraftarlarımıza tüm sosyal sorumluluk projelerinde ve her daim, her yerde, her zaman ve şartlar ne olursa olsun bize destek olduğunuz için size ne kadar minnettar olduğumuzu size kelimelerle ifade edemem. En azından bunları ifade edebilecek kelmeleri bulamıyorum. İyi ki varsınız.

PANİKLEYEREK KARAR ALMIYORUZ

Her şey bir yana teşekkür ediyorum bu saate kadar bizi seyredenlere hem Youtube’dan hem de evlerinden. Fenerbahçeliler içiniz rahat olsun. Eminim, içinde bulunduğumuz duruma üzülenler vardır. Sıkılanlar ve bıkanlar vardır ama umutsuzluğa hiçbir zaman kapılmayın. İkinci yarıda alacağımız neticelerle, bir iki hafta da sıkıntılı geçebilir onu da söyleyeyim. Çünkü taşlar yerine oturuyor. Ama alacağımız neticelerle en kısa zamanda bu hak etmediğimiz konumdan çıkacağız. Basamakları ilerleyeceğiz ama önemli olan önümüzdeki sezonunun tohumlarını şimdiden atıyoruz. Çok daha rekabetçi bir takım olacağına hiçbir şüphem yok. Bugünkü takımımızın bile iyi olduğunu bile kim ne derse desin ben hala düşünüyorum. Yalnız bir şekilde taşlar yerine oturmadı. Bunu formsuzlukla, dayanıksızlıkla, takımdaki eksiklikle, yapılan yanlış transferlerle anlatılabilecek bir şey değil. Evet bizim de suçumuz, hatalarımız ve tercihlerimiz var ama bu stüdyodan birkaç kişi daha forma giyip çıksa yine daha fazla puan toplardık. İnşallah üstümüzdeki bu uğursuzluğu da atarız. Atacağımıza da inanıyorum. İçiniz rahat olsun, kulübünüz emin ellerde, gece gündüz her şeyimizle elimizden gelen doğru bildiğimiz her şeyi sizler için yapmaya çalışıyoruz. Bizler burada sadece yolcuyuz, sizler hancısınız. Ama bu yolculukta sizlerin istediği noktaya geleceğimizden hiç şüphem yok. Sizler kötü günlerde olumsuzluğa, umutsuzluğa zaman zaman kapıldığımız anlarda bizim en büyük itici gücümüzsünüz, motivasyonumuzsunuz, ayakta durma nedenlerimizsiniz. Evet, çok da mahcubuz. Her türlü sorumluluğu da ben baştaki kişi olarak alıyorum. Ancak şunu da bilmenizi istiyorum: İşler kötü gitti diye doğru bildiklerimizden sapmıyoruz, panikleyerek kararlar almıyoruz, sağlıklı bir şekilde kulübümüzü yönetmeye devam ediyoruz. Geleceğin Fenerbahçe’sini inşa etme konusunda pek çok iyi şeyler yapılıyor. Futboldaki sonuçlardan dolayı bunlar tamamen göz ardı ediliyor. Zaten ülkemizin doğasında tarz olarak, sadece Türkiye’nin demeyeyim bu bölgenin kötü, sansasyonel haberleri üzerinde duruluyor. İyilikler, güzellikler çok fazla öne çıkartılmıyor ama içiniz rahat olsun. Biz, bu camianın hak ettiği şekilde elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz.  Her türlü fedakarlıkları yapmaya razıyız. Hazırız ve yapıyoruz da. Önemli olan sizlerin mutlu olması, sizlerin Fenerbahçe’yle gurur duyması. Bu kötü günlerde biliyorum, sizler de  televizyonlarda gördüklerinizden bıkıyorsunuz, internette veya gazetelerde yazılanlardan ama bilin ki bunların bir kısmı iyi niyetli eleştiriler, tenkitler Fenerbahçe’nin daha iyi olması için yapılan şeyler. Birçoğu da Fenerbahçe’nin bu içinde bulunduğu bunalım ortamından çıkmaması için, hazır yakalamışken yerden yere vuralım veya Ali Koç ve ekibi muvaffak olmasın diye yapılan şeyler. Biz, bunlara göğüs gereriz, yeter ki siz bizim arkamızda durun. Hep beraber güzel günler olacak. Futbolda bu tip konumlar 30 yılda bir büyük camiaların başına gelir, bu da bize rastladı. Rabbim bizi test ediyor diyelim. Ama hep beraber yarından başlamak üzere daha güzel günleri göreceğiz. Sizi çok seviyorum, teşekkür ediyorum. Sana da Can, bol bol reklama girdiğin için. Fenerbahçe Televizyonu’na da teşekkür ediyorum. Yeni yılınızı tekrar kutluyorum, Allah’a emanet olun, iyi günlerde görüşmek üzere.”
Paylaş

Diğer haberler

Bir yorum gönderin