Obradovic’ten takım psikolojisi

Koçluk yapmanın en önemli yönlerinden biri psikolojidir… Oyuncuları motive etmek, takımı odaklanmış ve birlikte tutmak. Ve bu konuda görüşlerini paylaşacak Avrupa basketbolunun ustası Zeljko Obradovic’ten daha iyi bir kişi yoktur. İşte Fenerbahçe Başantrenörü’nün takım psikolojisi hakkında EuroLeague’in resmi internet sitesinde kaleme aldığı yazı…

“Oyuncularımla ilgilenirken, her zaman hatırlanacak tek bir şey vardı: Hepimiz birer insanız! Onlara her zaman saygı göstermeye çalışırım. Birileri bana bu oyunculara koçluk yapma fırsatı verdi, ancak ben de bir insanım, tıpkı onlar gibi. Eğer hayatlarında bir problemleri varsa yardıma hazır olduğumu biliyorlar. Hayatımdaki en iyi arkadaşlarım benim oyuncularımdır. Uzun süreler boyunca birlikte yaşıyoruz, başka türlü olması mümkün değil.

Bu yüzden, oyuncularımı dinlemeyi ve onlarla saha içi veya saha dışı her konuda konuşmayı severim. Oyuncular genellikle akıllıdır, soruları vardır ve ben bunu çok seviyorum. Bazen oyuncular bazı soruları takım arkadaşları önünde soramazlar, o yüzden sonra yanıma gelip baş başa derdini anlatabilirler. Her bir fikri hoş karşılarım. Bu en iyi yoldur!

Koç olarak, oyuncularınızı tanımanız gerekiyor, onlara her türlü durumda nasıl davranmanız gerektiğinizi bilmelisiniz. Benchteyken, tüm oyuncularınızın nasıl olduğunu anlamalısınız, her birini! 12 farklı karakter var ve herkes aynı durumda aynı tepkiyi vermez. Birine karşı sert olurken, diğeriyle daha yumuşak şekilde konuşmanız gerekir. En önemli şey, anlamalarıdır, gün sonunda tek istediğim onların ve takımın daha iyi olmasıdır.

Stresli bir iş yapıyoruz. Oyuncular ve koçlar olarak, çok hızlı düşünmeli ve çok hızlı karar vermeliyiz. Ve biliyorum ki zaman zaman sınırı aşıyorum. Bunu biliyorum. Fakat bunu yaptığımda, özür dilemekle ilgili bir sorunum yok. Oyuncuma şunu söylüyorum: ‘Tamam, yanlış bir adım attım veya doğru olmayan bir şey söyledim. Beni tanıyorsun ve bunu bilerek yapmadığımı biliyorsun. Yalnızca anlık bir şeydi ve özür dilerim.’

Bunu değiştirmeyeceğim, çünkü çok duygusal bir oyun ve her şeyi kontrol etmek imkansız. İşi kendi en iyi yöntemimle yapmak istiyorum, takıma yardım etmek istiyorum, bazen birine dokunmak veya oyuncularıma karşı agresif olmak istiyorum. Belki bazı insanlar şöyle şaşıracak, ancak bu oyuncu ve benim aramda, ve ikimiz de bunun niye bu şekilde olduğunun farkındayız.

Oyuncularım benim karakterimi biliyorlar. Direkt bir insanım ve biliyorlar ki hem antrenmanda hem de maçta onlara %100’ümü vermeyi istiyorum. Bunu yapmanın zararı yok. Eğer biri %100’ünü vermezse onlara karşı çok sert olurum.

%100’ünü vermek mental bir durumdur, yalnızca fiziksel değil. Tüm oyuncularınızın aynı sayfada olmasına ihtiyaç duyarsınız. Çünkü gün sonunda her şey onlara ve onların reaksiyonlarına bağlıdır. Maç boyunca konsantrasyonum %100 olmak zorundadır. Eğer konsantre olamıyorsam bu takım için bir problemdir. Ben de kendimi bu yönde hazırlarım, her anda en iyi çözümü anlamaya çalışırım. Tabii ki, maçın her saniyesinde bunu yapmak imkansızdır, fakat bunu denerim. Oyuncular için de aynısı geçerli, konsantre olmak zorundadırlar.

Aynı zamanda, işimin bir başka önemli parçası ise oyuncularımı baskıdan korumaktır. Spesifik şeyleri yapmaya çalışırım, özellikle kritik maçlarda oyuncularımı rahatlatmaya çalışırım. Rahat olmalılar ve basketbol oynamayı hatırlamalılar. Çünkü hayatları boyunca yaptıkları ve keyif aldıkları bir şey.

Ancak zaman zaman ciddi olmaları gerektiğini hatırlatmalısınız. Mesela, hazırlık döneminde Zadar’da oynadık, maçın ilk birkaç dakikası geride kaldıktan sonra benche dönüp, ‘Şimdi ne yapmalıyım? 5 oyuncuyu da değiştirmeli miyim? Çünkü bunu hak ediyorlar’ dedim. Yeterli konsantrasyonları yoktu. Bu olduğunda, koç bir reaksiyon vermelidir. Çünkü tüm takım 40 dakika boyunca konsantre olmalıdır.

Herkes konsantre olsa bile, basketbol hatalar oyunudur. Her idmanda ve her maçta birçok hata yaparsınız. Herkesin mükemmel olduğunu düşündüğü maçlarda bile, birçok kötü şey bulursunuz. Oyuncular için hatalarınız kabul etmek her zaman kolay değildir. Eğer molalarda veya idman sırasında onlarla hataları hakkında konuşursanız, size güvenebilirler ama yine de bazı şüpheleri olur. Bilirsiniz ki, ‘Tamam, evet…ama…’ diye düşünürler. O ‘ama’yı düzeltmenin en iyi yolu videodur. Onlara kendilerini izletmelisiniz.

Ne zaman bir hata varsa, neden olduğunu bilmeyi isterim. Bu sayede oyunculara yardım edebilir ve bir daha olmamasından emin olurum. Normal hata ve tekrarlanan hata arasında bir farklılık vardır. Oyuncularınızın aynı hatayı iki kez yapmamasından emin olmalısınız. Bu olamaz! Bu yüzden maç boyunca benchte oyuncularla konuşurum, sahada değil. Çünkü onları aynı hatayı tekrar yapmamaya hazırlamak isterim.

Her şeyin üzerinde, geçilmemesi gereken bir çizgi vardır: Bencil olma! Kendisi için iyi bir şey yapmak isteyen bir oyuncu, bunu takım için de yapmalıdır. Eğer bencil olan bir oyuncu görürsem, anında reaksiyon veririm, onu oyundan alır ve idmanın durdururum. Her oyuncu bilmelidir ki benim takımımda bencil olmak imkansızdır.

Bu konuda çok netim. Her sezonun başında, oyuncularla oturur ve onlara, ‘Çocuklar, bazı kurallarımız var. Takım olmalıyız, aynı şekilde düşünmeliyiz, hep aynı sayfada olalıyız. Sürekli! Eğer aranızda bununla ilgili bir problemi olan varsa, kapı orada. Şimdi gidin!’ Bu ilk günden. Çok basit ama kritik.

Tabii ki, bütün oyuncuların kişisel hırsları olması çok önemlidir. Bu iyi bir şey. İyi birer oyuncu olmak istiyorlar, çok sayı atmak istiyorlar ve sahada her şeyi yapmak istiyorlar. Bu normal ve başarıya aç olan hırslı oyunculara sahip olmak isteriz. Fakat hırslı ve bencil olmak arasında ince bir çizgi var. Ve bu çizgiyi geçemezsiniz! Soru şu: ‘Neden basketbol oynuyorsun?’ Ve cevap takım olmalı. Her zaman takım!”

Paylaş

Diğer haberler

Bir yorum gönderin